Yunus Türkölmez, “Rica Ederim Devam Etmeyiniz” başlıklı yazısını okurlarına sundu.
“Rica Ederim Devam Etmeyiniz”
(9. Senfoniye Giden Buhranlı Süreç)
Yıl 1820. Ünlü Besteci Ludwig van Beethoven (Aralık 1770 Bonn Almanya – 26 Mart 1827 Viyana Avusturya) bir süre Baden’de (Almanya) dinlendikten sonra, yeniden güçlenmiş olarak Viyana’ya dönmüştür.
Büyük bir güvenle Fidelio Operasının, Kartner Tiyatrosundaki temsilini kendisi yönetmek ister ve ne yazık ki sağırlığı yüzünden başarısızlığa uğrar. Orkestra ile şarkıcılar arasında bir uyuşmazlık başgöstermiş, seyirciler şaşırmış ve salon karışmıştır.
Üstat müzisyen şaşkın şaşkın bakınıp soğuk terler dökmektedir. Birinci perdenin sonunda tiyatronun müdürü Beethoven’e bir pusula gönderir. “Rica ederim devam etmeyiniz”.
Bir yandan sağırlık, bir yandan yaşlılık ağrıları, bir yandan parasızlık ve bu başarısızlık herhalde ondan başka herkesi umutsuzluğa düşürürdü. Ama o ise bu acılı durumun tam ortasında iken sevinci ve yeniden yaratmanın yolunu bulur. En büyük eseri olan 9.Senfoniyi işte bu yeniden doğuş sürecinde yazar.

Sekizinci Senfoniyi yazalı onbir yıl olmuştur. Bu uzun sessizlik Viyanalıların da umudunu kırmıştır. Herkes artık büyük bestecinin yeni bir eser veremeyeceğini düşünmeye başlamıştır. Üstadın yeni bir senfoni bestelediği haber alınınca herkes bunu dinlemek için sabırsızlanmaktadır. Birçok kişi de on yılı aşkın bir sessizlikten sonra nasıl bir eser ortaya çıkaracağını merak ediyor ama pek üstün bir eser beklemiyordu.
Senfoninin sahnelenmesi için yapılan hazırlık çalışmaları çok yorucu oldu. Önce uygun bir salon bulmakta çok zorlandılar. Ayrıca Beethoven bu senfoniyle birlikte aynı sahnede pek sevdiği ve değer verdiği Messa’sının da çalınmasını istiyordu. (Missa Solemnis: 9.Senfoni ile aynı dönemde yazılan / bestelenene dini bir ayin)
Ancak senfoninin sahneleneceği Habsburg Sarayının sansürü kilise dışındaki bir salonda böyle bir eserin çalınmasını istemiyordu. (Habsburg Sarayı: Viyana’da bulunan imparatorluk Sarayı)
Öte yandan daha önce Kartner Tiyatrosunda yaşanan üzücü sahneleri de unutmayan ve yeni konseri düzenleyecek olanlar bu eserin de tutup tutmayacağı konusunda endişelidirler. Çünkü masrafların boşa gitmesinden korkmaktadırlar.
Orkestrayı kimin yöneteceği ise başlı başına bir sorun olmuştu. Senfonisi’ni kendisi yönetmek istiyordu. Çünkü ona göre bu eseri insandan tanrıya uzanan bir köprü olacaktı. Ancak hiç duymadığı bir dünyada, seslerin inişini ve çıkışını, notaların yükselişini ve düşüşünü nasıl bir kuyumcu hassasiyetiyle takip edebilirdi ki!
En sonunda bütün engeller aşıldı ve 7 Mayıs 1824 tarihinde sahnelenmesine karar verildi. Orkestrayı yönetme sorunu ise şöyle çözülmüştü. Beethoven orkestranın tam karşısında Orkestra Şef’inin durması gereken halkanın üzerinde sırtı dönük olarak yerini almıştır.
Ancak gerçekte ise Senfoniyi ünlü Şef Michael Umlauf yönetecekti ve onun sağında bir yerde olacaktı. Beethoven orkestranın karşısında ortada oturuyordu ama görevi sadece bölümlerin başlangıç tempolarını vermekti. Aslında tempoları tutan ve girişleri işaret eden şef Umlauf olacaktı. Orkestra üyelerine onu takip etmesi söylenmişti. Tonzermaister İgnaz Schuppanzigh ise yaylı çalgıları idare edecekti.
Senfoninin icrası bitince korodakilerin biri, o zamanları henüz daha 21 yaşında olan Avusturyalı genç Kontralto Karoline Unger üstadın elinden tutup dinleyicilere doğru döndürür. Ona sesini duymadığı alkışları gösterir. Büyük besteci de eğilerek onları selamlar. Üstada bakanlar, eğik başını kaldırdığında onun gözyaşlarını görüyordu.
Beethoven’in yakın arkadaşı Schindler 9. Senfoni’nin ilk çalınışında duyduğu heyecanı şöyle anlatıyordu: “Ben hayatımda böyle şiddetli olduğu kadar da kalpten gelen bir alkış duymadım. Bu şiddetli alkış yüzünden senfoninin ikinci bölümünü yarıda kesmek zorunda kaldılar…”.
Dönemin ünlü piyanisti Thalberg de anılarında şöyle diyordu: “Unger, birdenbire kopan şiddetli alkıştan üstadı haberdar etmek zorunda kalmış ve onu elleriyle [halka doğru] çevirirken, bu alkış tufanı daha müthiş bir hal almıştı”.
***
Eser 7 Mayıs 1824 tarihindeki bu prömiyerinden hemen sonra 23 Mayıs 1824 tarihinde Viyana’da bir kez daha seslendirilir. Daha sonra ise 1825’te Londra’da, 1828’de Berlin’de, 1831’de Paris’te, 1836’da St. Petersburg’da, 1846’da New York’ta seslendirilir.

Türkiye’de ise ilk defa 18 Nisan 1942 tarihinde Ankara’da seslendirilir. Görseldeki fotoğraflar ve bilgilendirme ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından 1981-1982 Sezonunda şef Rengim Gökmen yönetiminde sahnelenen gösterimi için hazırlanan tanıtım broşüründen alınmıştır.
***
Eser Hakkında…
Ludwig van Beethoven’in 1822-1824 yılları arasında bestelediği 9. Senfoni aslında kardeşlik, kahramanlık, coşku, bağımsızlık gibi kavramların büyük heyecanla dile getirildiği bir müzik eseridir ve üstadın bestelediği son senfonidir. İnsan sesinin kullanıldığı ilk senfonidir. Eserin sonunda Schiller'in "Neşeye Övgü" adlı şiiri koro ile seslendirilir. Şiir bu sayede çok ünlü olmuştur. Senfoni, Kral III. Friedrich Wilhelm'e ithaf edilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Beethoven müzikleri Nazi Yönetimi tarafından propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Avusturya'nın ilhakı sonrasında bir Beethoven konseri verilmiştir. 1942 yılında Nazi Yönetimi altında Wilhelm Furtwängler tarafından aranje edilmiş ve çalınmıştır. İlginç olan şu ki 1945 yılında Nazilerin savaşı kaybetmesi üzerine Bayreuth festivalinin de gelmesiyle Almanya'da yine Dokuzuncu Senfoni çalınmıştır.
1950, 1960 ve 1964 olimpiyatlarına katılan Doğu Almanya ve Batı Almanya ortak takımı "Gesamtdeutsche Mannschaft" Dokuzuncu Senfoniyi milli marş olarak kullanmıştır.
Ayrıca Rodezya ve Güney Afrika Birliği de birçok spor organizasyonlarında kullanmıştır.
1989 yılında ise bu kez “freude” yani dostluk olan kısımları “freiheit” yani özgürlük olarak değiştirilerek Berlin duvarının yıkılışını kutlamak için çalınmıştır.
Eserin 4.Bölümündeki bir aranjmanı da Avrupa Birliğinin Marşı olarak kabul edilmiştir.
Ünlü Alman opera bestecisi ve tiyatro direktörü Richard Wagner, bu eser hakkında 1846’daki bir konuşmasının şunları söylemiştir:
“Bu şaşılacak insan, bütün acılarını, bütün hasretini, bütün neşesini, şimdiye kadar eşi görülmemiş bir sanat eseri haline bu senfoniyle koymuştur”.
Öte yandan şu notları da eklemekte fayda var sanırım. Beethoven’in en çok sevdiği ve okuduğu eserlerin başında Eflatun’un “Devlet adlı eseri gelmektedir. Sanatçı bu eser için “Benim İncilim” tabirini kullanıyormuş. Hatta o kadar ki 9.Senfoninin son bölümünde seçtiği çeşitli ses unsurlarıyla bu eserdeki sosyal sınıfları, aydınları, savaşçıları ve halk zümresini sembolize etmiştir. Hatta eserdeki büyük koronun Eflatun’un ideal devletindeki halkı temsil ettiği söylenir.
Ayrıca sanatçının başta Kant olmak üzere (özellikle “Gökyüzünün Tarihi” adlı eseri) Schiller’in ve Goethe’nin bütün eserlerini okuduğu, dahası en eski Hint edebiyatına ve Hint felsefesine dair değerlendirmeler üzerinde de epeyce meşgul olduğu bilinir.
“Asıl müzik gerçeğin kendisidir. İnsanı sadece bilim ve sanat yüceltebilir. İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlüğü kabul etmem” diyen bu büyük müzisyenin anısına saygıyla.

https://sites.cs.ucsb.edu/~omer/DOWNLOADABLE/Beethoven_OPUS.pdf
https://cevadmemduhaltar.itu.edu.tr/beethoven-dokuzuncu-senfoniyi-nasil-yazdi.html