Yunus Türkölmez, " Anadolu Uygarlıklarının Araştırılmasına Bir Bakış" başlıklı yazısının ikincisini okurlarına sundu...
Sözümüz madem Anadolu üstüne, o zaman önce ünlü şairimiz Ahmed Arif’in sözüne bir kulak verelim. Bakalım nasıl anlatıyor Anadolu’yu bize. Sonra konuşmamıza devam edelim.
ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?

Evet, böyle anlatıyor bize Anadolu’yu Ahmed Arif. Şimdi bu topraklar üzerinde yaratılmış uygarlıkların incelenmesi konusuna dönelim bakalım.
Anadolu uygarlığını ve onun sanat ürünlerini anlayabilmek için her şeyden önce Anadolu insanını anlayıp tanımalıyız. Anadolu sevdalısı bir yazarımız “dünyada düzenli bir anlatışa hiç gelmeyen bir yer varsa o da Anadolu’dur” der. Bizden önce Anadolu’dan birçok uygarlık gelip geçti. Biz Türkler buranın ve aynı zamanda bu uygarlıkların en son mirasçılarıyız. Bu nedenle Anadolu’ya ait her şeyi bilmeliyiz. Ona ait olan her şey bizim öz malımızdır. Anadolulu olmanın bilincine de onun tarihine ve uygarlığına, bilinen en eski çağlarına kadar sahip çıkarak varabiliriz. Anadolu’nun bilinen en eski tarihi sürekli yeni buluntularla daha eskiye doğru gitmektedir ama şimdilik bu tarih İ.Ö.7.000’li yıllara kadar uzanmaktadır. (şimdi bu tarih Göbeklitepe buluntusu ile İ.Ö. 12.000. yılına kadar indi)
Haritalarda Anadolu sadece Asya’nın batıya doğru uzanan bir köşesi gibi durmaktadır. Hiçbir zaman tarihte oynadığı başrolü belirtecek biçimde gösterilmez. Klasik çağlar tarihinde ise önce İran, sonra Makedonya, sonra Roma’nın bir vilayeti olarak gösterilir.
Oysa Anadolu Asya – Avrupa – Afrika kıtalarının birleştiği yerdedir. Bunlardan birinden ötekisine geçene her zaman köprülük etmiştir. Orta Asya’dan göç edenlerin büyük çoğunluğu Anadolu’ya uğramışlardır. Hatta Anadolu’ya uğramadan kuzeyden geçenler bile Avrupa’dan geri gelip Anadolu’ya uğramışlardır.
Göç eden insanlar, istila için yürüyen fetih orduları hep Anadolu üzerinden geçtiler. Bunlar buldukları her halkı öldürmediler ama çoğunlukla onlarla kaynaştılar. En son olarak da biz Türkler geldik ve biz de onlarla karıştık, kaynaştık.
Anadolu’dan nice gelişmiş uygarlıklar gelip geçti dedik. Dedik ama Anadolu boşuna bunca uygarlıklara sahne olmadı. Çok zengin verimli toprakları vardı, madenleri vardı, akarsuyu boldu, ormanları gürdü vb. Ayrıca ticaret yolları üzerindeydi. Boğazların önemini ise burada ayrıca anmaya hiç gerek yok bile. O boğazlar ki tarihte sahne olduğu savaşları anlatmaya sözümüz yetmez.
Anadolu tarihi boyunca hem doğudan, hem de batıdan saldırıya uğramıştır. Neden? Çünkü uygarlığın en ışıklısı oradaydı da ondan. Ama Anadolu biraz öksüzdür. Bugün onun üzerinde yaşayanlar, belirli bir dönemden öncesini kendilerinden saymazlar, kendileriyle ilgili görmezler.
Anadolu sanatı ya da uygarlığı deyince yalnız kendileriyle başlayan süre içinde ortaya konan eserleri anlarlar. Oysa hiçbir uygarlık nerede olursa olsun bir geçmişi olmadan, kendisinden önceki veya daha eski birikimlerden beslenmeden, etkilenmeden doğrudan gelişemez.(devam edecek)
*Bu çalışma 4 Mayıs 1981 tarihinde İ.Ü. Edebiyat Fakültesi son sınıf öğrencisi olarak Bayrampaşa Tuna Lisesi’ndeki staj dönemi sonunda, lise son sınıf öğrencilerine yaptığım sunumdur. Tam 45 yıl sonra sizlerle paylaşmak istedim.