Yunus Türkölmez, " Anadolu Uygarlıklarının Araştırılmasına Bir Bakış" başlıklı yazısının dördüncüsünü okurlarına sundu...
Şiirin elindesin bugün
Eski masalların bütün
Canlanacak birer birer
Öyle füsunludur bu yer
Şiirine borçludur Homer
Çünkü senindir İlyada
Eski uzun zamanların
Tığ gibi kahramanların
Türküsüdür yanık sesin
Tanrıları konakların
Orduların otakları
Burada ererdi göklere
Burda Yunan, Moğol, Mısır
Med, Roma, Türk asır asır
Taptı döküldüğün yere
Burada gezerdi Keykubat
Burada keserdi Mihridat
Burada içerdi Antuan…
(Mustafa Seyit Sutüven. (1908 -1969) Soyadına da kaynak olan "Sutüven" adlı şiirinden)
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, 22 Mart 1923 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği bir yazıda “Anadolu’da gelmiş, geçmiş tüm kültürler bizimdir” demişti. “Son tetkik ve seyahatlerimde muhtelif yörelerdeki eski sanat ve medeniyet eserlerini gözden geçirdim.
Memleketimizin her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ilerde tarafımızdan meydana çıkarılarak ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap bir hale gelmiş olan abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerine ve Arkeoloji mütehassıslarına kati lüzum vardır”.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eski medeniyetleri sahiplenmek adına birçok alanda faaliyet gösterecek temel sanayi kuruluşlarımıza onların adın vermişti. Etibank – Sümerbank vb.

Anadolu’nun kazı yerleri ancak birkaç turist grubunun türlü güçlükleri yenerek gezdikleri, otlarla bürünmüş, yılanlarla dolu ve de bunları ticari anlamda “soymak için” bekleyen insanlarımızın olduğu yerler olarak kalmamalı.
Bugün batı kültürünün temeli olarak görülen birçok değer aslında Anadolu kökenlidir. Aslına bakarsanız batı bizi bu kültüre yabancı tutmak için elinden geleni yapmıştır ve bunu da başarmıştır. Anadolu’muz hala araştırılmayı ve uygarlığın beşiği olduğunun belgelendirilerek herkese anlatılmasını bekliyor.
Bilgi insan için bir süs değildir, insanı aydınlatmak içindir. Bir karanlığı aydınlatmak, bir sorunu çözmek içindir. Öte yandan bilgi yabancı ülkelere satmak için hiç değildir. Bugün birçok bilgi adamımız Anadolu Uygarlıklarını anlatan eserlerini sadece yabancı dillerde yazar.
Öğrenme heveslerimizi kırmak için boşuna uğraşmasınlar. Bazı araştırma insanlarımız da “biz yaptıklarımızı İslam dini adına yapıyoruz” diyerek, İslamiyet öncesini hiç görmek, döneme ait bilgileri aktarmak istemezler. “Neymiş efendim, öyle konular varmış ki, onları yalnız o alanda çalışanlar anlayabilirmiş, halk anlayamazmış.”
Oysa bildiğim kadarıyla İslam dini “bilenlerde bilmeyenlerin de hakkı vardır” der. Şu soruyu sorarak bu bahsi kapatalım. Acaba hangi tapınak, kilise veya cami sadece bilginler – uzmanlar için yapılmış? Hangi peygamber sadece bilginler için tebliğ yapmaya gelmiş?
Anadolu değişik boyların, değişik türden insanların karışıp kaynaştığı, yeni bir bütün oluşturduğu bir yerdir. Günümüz Anadolu insanı da bu karışıp – kaynaşmanın sonunda bugünün toplumu olarak vardır ve yaşamaktadır. Bugün Türkiye dediğimiz bu toprakların üzerinde yaşayan insanlarımızın geçmişi bu toprakların geçmişiyle eşdeğer görülmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Anadolu insanı bu anlamda ve bu yaklaşımla tarihin çocuğudur dersek yanlış olmaz. Şöyle bir yaklaşımla ifade edersek konunun daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Edebiyat –felsefe – bilim alanında en temel ilk örnekler özellikle İonya topraklarında doğmuştur.

Tarihin bir devrinde bu topraklarda yaşayan uygarlık yüzünü yaşamdan yana dönük tutarken, Mısır Uygarlığı yüzünü ölümden yana çevirmişti. Çılgın bir yaşama sevinci vardı. Anadolu denince birazcık tarih bilenin aklına ilk çırpıda, hemen şunlar gelmektedir.
Oyun musiki ve eğlence için yapılmış tiyatrolar, stadyumlar, agoralar, bağbozumu şenlikleri vb. gelir. Oysa Mısır denince insanın aklına ilk olarak mumyalar ve piramitler gelir.
Sözün burasında Anadolu’nun ilklerinden de kısaca bahsetmekte yarar var.
Dünyada ilk para İ.Ö. 7000 yılında Sardes’te, ilk bankası da i.Ö.5-6 yy’da Efes’te kurulmuştur.
Tarihçilerin babası sayılan Heredot Halikarnasos, yani Bodrum’ludur.
Şiirin babası sayılan Homeros İzmir’lidir.
Masalın ama güldürürken, düşündüren anlatının babası Ezop (Aizopus) Bandırma’lıdır.
Dünyanın ilk güzellik yarışması Anadolu’da Kazdağları’nda yapılmıştır.
Bu örnekler burada sayılamayacak kadar çoktur. (devam edecek)
*Bu çalışma 4 Mayıs 1981 tarihinde İ.Ü. Edebiyat Fakültesi son sınıf öğrencisi olarak Bayrampaşa Tuna Lisesi’ndeki staj dönemi sonunda, lise son sınıf öğrencilerine yaptığım sunumdur. Tam 45 yıl sonra sizlerle paylaşmak istedim.