Halime Özdemir, “Suçu Kabul Etmekle Affedilmek Doğru Orantılıdır” isimli köşe sayısını okurlarına sundu.

İlk insan, ilk hatayı Allah’a karşı işlemiştir. Bu hata sebebiyle cennetten uzaklaştırılarak dünyaya gönderilmiştir. Dolayısıyla kabahat ve suç, ister kabul edelim ister kabul etmeyelim beraberinde cezayı da getirir, getirmelidir. Hal böyle olunca dünyanın düzeni de aslında bu şekilde bir süreçle yaşandığında insan belki kendisini sorgulayıp doğru ile yanlışı ayırt edebilir. Suçun Allah’a ve kullarına karşı farklı farklı şekilleri vardır velakin üzerinde duracağımız mevzu; suçtan sonraki süreçte insanın yapması gerekenlere dair eylemler ve söylemler, bu yazıyı meydana getirecek.

Suç ve hata konusunda Adem’in çocukları da hiç şüphesiz babalarının yolundan giderek hayat yolunda ilerlemekte. Çünkü nihayetinde en temel vasfı, beşer olmalarıdır. Bu yolda ilk bakacağımız örnek ilk insan Adem olmalıdır. Hz. Adem ne yaptı da ne söyledi de suçunu affettirdi? Ve sonra gelenler babalarının yaptığını yapıyorlar mı? Suçlarını, kabahatlerini kabul ediyorlar mı yoksa “ne olacak, aman herkes yapıyor” veya “yapmayan mı var?” veya “ne özür dileyeceğim, ben böyleyim?” gibi suçu inkâra yönelerek mi yaşıyorlar? Hadi bir tarihin sayfalarına doğru kapak açalım.

İlk insan ve onun soyundan gelenler, önce hatalarını düşündüler ve yaptıklarının “hata, suç, kusur, kabahat” olduğunu kabul ettiler. “ve ben” dediler, ben bu hatayı işledim. Şu an ve belki geçmişteki insanın en büyük handikabı, suçunu kabul etmemesidir. Suçunu benimsemeyen, suçunu kendine giydirmeyen insan, özrünü de dilemekten mahrum kalıyor. Oysa Adem ne demişti? “… Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. (Burada yaptıkları eylemi kabul ettiklerini görmekteyiz. Suçu sahiplenme var. Bahanesiz ve başkasına devretmeden kabullenme) Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. (Burada ise suç affedilmediği takdirde akıbetin ne olacağının da farkında olduklarına şahidiz.)” (A’râf 7/23) Görüldüğü üzere eylemi kabul ve akabinde eylemin sonucunun bilincinde olarak affedilmeyi bekleme ve teslim olma esasını öğrenmekteyiz.

Musa (as)’da da yine aynı uygulama karşımıza çıkıyor. Ve şöyle konuşuyor Rabbiyle: “Musa: “Rabbim! Doğrusu ben kendime zulmettim. Beni bağışla” dedi… Allah da onu bağışladı…” (Kasas 28/16) Musa da Rabbine karşı işlediği suçun bilincinde olarak özür diliyor ve yaptığının kendisine nasıl zarar verdiğinin farkında olarak yalvarıyor. Yani Musa kabahatini sahipleniyor. Özrünü diliyor bir anlamda ve sonra affa mazhar oluyor.

Balığın karnında yaşayan peygamberde de aynı üslubu fark ediyoruz. O da şöyle niyazda bulunuyordu: “… Senden başka ilah yoktur. Sen her türlü kusurdan, eşi ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendime yazık edenlerden oldum.” diye yakardı. Biz de onun duasını kabul ettik…” (Enbiyâ 21/87) Burada dikkatleri çeken nokta Yunus (as)’un hatasının farkında olması ve yaptığını dillendirerek yani suçu sahiplenerek affedilmeyi istiyor. Yunus (as)’un hatasını fark edip özür dilemediği yani hatasıyla ömrünü devam ettirdiği takdirde kıyamete kadar balığın karnında yaşamaya mahkûm olacağı gerçeğini de dikkatlerimizden kaçırmamalıyız. Kur’an-ı Kerim, bu durumu şöyle haber veriyor: “Eğer Allah’ı her daim tesbih eden kullardan olmasaydı, elbette insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar o balığın karnında kalacaktı.” (Saffât 21/143-144) Dehşet bir ayet... Hz. Yunus’un özrünü her hata işlediğimizde düşünmek zorundayız.

İlk insandan itibaren Allah’ın seçerek görevlendirdiği peygamberlerden öğrendiğimiz usul şu: Suçu işlemek, suçu sahiplenmek, hatasını dillendirmek, af dilemek, affedilmediği takdirde sonun ne olacağını düşünerek pişmanlık duymak ve af dilemekte ısrarcı olmak. Bu süreç bize bir yöntem öğretiyor. O da hiç kabahat işlememek değil, kabahati fark edip geri adım atarak “ben suç işledim” diyerek özrün kabul olması için ısrarla özür dilemeye devam etmek.

İşte insan tam da bu noktada kendi bildiğinden şaşmıyor. Böyle olunca da suç, üst üste yığıla yığıla dağ gibi oluyor ve en sonunda kapkara bir kalbin esareti altında bir sürü kötülük ve bir sürü kötüler meydana geliyor. İşin hem kul hem de Allah’a karşı olan boyutunda da aynı süreç yaşanıyor. Ne insandan ne de Allah’tan özür dilemeye dili varmayan Adem’in oğlu mükemmel (!) varlık olarak hayatını idame ettiriyor.

Buraya kadar verilen örneklerde insan “iyi ama bunlar Allah’a karşı işlenilen suç” diyerek kendisine çıkış yolu bulabilir. Eee haklı da olabilir. Ahir zaman peygamberini zikretmedik sanki. Olmaz, onun ümmetine onun hayatından örnek vermek bizim vazifemizdir.

Hz. Peygamber (sav), bir gün Mekke’de iken Kureyş’in önde gelenleri Müslüman olsun diye onlara dini mübini islamı anlatırken gözleri görmeyen Abdullah b. Ümmü Mektûm çıkagelir. Ve Peygamberden kendisine dini anlatmasını ister ısrarla ve fakat Allah’ın elçisi Kureyş’in ileri gelenleri ile konuşurken gelip kendisini rahatsız ettiğini düşünerek Ümmü Mektûm’a karşı surat asar ve onun isteğini duymazdan ve görmezden gelerek ve adeta onu yok sayarak anlatmaya devam eder. Kureyş’in ulularıyla konuşması bittiğinde ve oradan kalkmak üzereyken yüce Allah, peygamberine yanlış yaptığını ve ne yapması gerektiğini Abese Suresi’nin ilk 10 ayetiyle safha safha bildirir. Ve bundan sonra Allah’ın son elçisi her ne zaman İbn Ümmü Mektûm’u görse, “Ey Rabbimin beni kendisi hakkında azarladığı kişi, merhaba, hoş geldin.” diyerek her defasında onun hatırını sorar, onunla ilgilenir ve bitmek tükenmek bilmeyen bir özür dileme durumu hayatı boyunca devam eder. Hatta ve hatta Allah’ın elçisi Medine dışına çıktığında yerine namaz kıldırmak üzere İbn Ümmü Mektûm’u tayin ettiği ve hatta Hz. Peygamber’in müezzinliğini de yaptığı bilinen özür dileme davranışlarındandır. Yani, hatadan sonra gelen özür, uzun vadede devam eden bir süreci kapsar.

İlk insanla başlayan hata ve kabahatlerden edindiğimiz tecrübe şudur ki, insan Allah’a karşı hata yapar ama hatasından dönmek ve affedilmek için de hata yaptığından daha fazla emek ve çaba sarf ederek özür dileyip pişmanlık duyarak kendisini düzeltir. İnsana karşı yapılan hatada ise söz ve eylemle affettirilecek bir süreç önemlidir.

Adetimiz üzere bir soru ile yazıyı bitirelim. Biz Adem’in çocukları ve ahir zamanın peygamberinin ümmeti, gerek Allah’a gerek kullarına karşı yaptığımız hatalardan ve suçlardan dolayı hangi usulü benimsiyoruz?