Halime Özdemir, "Sizin İçin Kur’an Nedir?" başlıklı yazısını okurlarına sundu.

Kur’an-ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e vahyedilmiş ve insanların dünyada doğru yolda olmalarına yardım etmesi için gönderilmiş son kutsal kitaptır. Ama bu Kur’an, tam olarak insan için ne ifade ediyor? Her müslümanın bu soruyu kendisine sorması gerekir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’e olan yaklaşımımız ve bakış açımız, özellikle ülkemiz genelinde –diğer ülkeleri bilmem ama gördüğüm kadarıyla yorum yapmaktan kaçınmayı tercih ediyorum- çok farklılık arz etmektedir. Herkes kendine göre bir yol takip ederek Kur’an’ın kendileri için ne olup ne olmadığına karar veriyor. Acaba kutsal kitabı gönderen yüce Yaradan, Kur’an konusunda bize tercih hakkı vermiş mi yoksa ne için gönderdiğini zaten bildirmiş mi? İnsanın haddini bilmez oluşu yoksa bu konuda da fikir beyan etmeye mi sevk ediyor onu? Kur’an’ın ne için gönderildiğini araştıran ve öğrenmek ve dahi uygulamak isteyen kısaca bunun cevabını bulmak isteyen var mı? Bugün bunu düşünelim mi?

“Kur’an nedir?” sorusunun cevabını arayacağımız yer tabi ki yine Kur’an’ın kendisidir. Aksi takdirde insanda mevcut olan –ben her şeyi bilirim- duygu ve düşüncesi onu pek çok karmakarışık cevaba yönlendirir. Bu sebeple biz insanı bir tarafa bırakalım ve Yüce Allah (cc)’ın bu soruya verdiği cevaba odaklanalım: “... Kur’an, bütün alemler için bir hatırlatma ve öğüttür.” (Yusûf 12/104) Canlı-cansız bütün varlıkları içine alarak hepsine bildiği konuları “hatırlatma” ve “öğüt” olan bir kitap indirilmiş. Kalubelada her şey söylendiğinde “evet” deyip dünyaya geldiği andan itibaren unutttuğu şeyleri hatırlatma…

Ve öğüt… Nedir öğüt? Sözlüğe bakalım hemen ve karşımıza şu anlamlar çıkıyor: “Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz; mevize, nasihat.” Kitap, ilk ayetinden son ayetine kadar olan her bir yerinde hayata dair nasihatlerle dolu. Peki ama neden nasihat insan için önemli? Acaba insanın mayası unutma ile yoğrulduğu için bu unuttuğu anlarda Kur’an’ın sürekli hatırlatması ile yolunu kaybetmemesini sağlamak gayesi mi var?

İnsanın hatırlaması gerekir Allah’ın emirlerini ve yasaklarını. Bundan dolayı pek çok konu pek çok defa kitapta karşımıza çıkar. Allah sürekli kuluna hatırlatır ve öğüt verir. Doğruyu bulmamız için, yanlıştan uzak durmamız için, dünyayı kendi kurallarına göre yaşamamız için, cenneti elde etmek için, rızasına ulaşmak için ve en nihayetinde ömür sermayesinde dosdoğru yolda devam etmesi için sürekli ama öğüt verir ve Kur’an temelde bunun için indirilmiştir.

Şimdi gelelim Müslümanların Kur’an’a olan yaklaşımlarına. Bir kısım insanlar, Kur’an-ı Kerim’e tamamen uzak bir hayat sürmektedirler. Onların Kur’an’la ilişkisi sadece vefat ettiklerinde arkalarından okunacak bir Fatiha’dan ibaret olarak devam eder. Kur’an’la ilişkileri ve etkileşimleri, neredeyse hiç yoktur ve pek çok kitabı okumalarına rağmen Kur’an’a hiç bakmadan ömür tüketirler. Savunma mekanizmaları, “neden Arapça indirildi?” diyerek cephe almaktan ibarettir. Bir kısım insanlar, sadece Arapçasını okuyarak sürekli hatimler yapmakta ve lakin dilini bilmedikleri ve anlamadıkları için okudukları hiçbir kelimenin manasını bilmeden ve anlamadan adeta Kur’an onlara söylemeden yaşamaktalar. Bunlar için de önemli olan, yaptıkları hatimlerin sayısıdır geri kalan hiçbir şeyin ehemmiyeti yoktur. Bir kısım insanlar ise sadece Türkçesini okuyarak Arapça ibaresini okumadan “öğrenme gayesi” etrafında bir amaçla yaşayıp uygulama gibi maksatları hiç olmadan yaşarlar. Bir kısım insanlar ise hem Arapçasını hem de anlamını okuyarak ona kulak vermekte ve lakin hayatlarına uygulamada eksik bırakmaktalar. Yine bir kısım ise hem Arapçasını hem mealini okuyarak adeta her bir ayetin hakkını vererek “Kur’an ahlakı” ile bezenmiş bir şekilde hayat sürmektedirler ki işte bunlar Kur’an’ın iniş gayesini gerçekten anlamış olan bölümü meydana getirir. Ve lakin bunların da sayısı öyle çok değildir.

Peki bu şartlar altında hangisi doğru? Biz hiçbir kelam etmeden yine Kur’an’a bakalım muhakkak orada cevabı vardır diyoruz ve karşımıza şu ayet-i kerime çıkıyor: “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağın tepesine indirseydik, sen onu Allah korkusundan başını eğip paramparça olduğunu görürdün. Biz bu misâlleri insanlara veriyoruz ki, etraflıca düşünüp gerekli dersi alsınlar.” (Haşr 59/21)

İşte Kur’an, insana verilen en büyük ve önemli meleke olan düşünme eylemini istiyor insandan. Düşünmeden okunan ayetler, hayata etki etmediğinden adeta Kur’an müslümanlara söylemiyor. Kapağı açık ama söylemeden geçip gidiyor. Düşünmek, insanın hayatında yapacağı en önemli eylemdir. Düşünmeden yapılan her bir eylem ve söylem, insanın kendisine zarar vermekten öte bir şey değildir. Bu sebeple Kur’an, rehber olduğu için düşünmeyi öğütlemekte ve geçmiş milletleri de örnek vermek suretiyle ders almayı nasihat vermektedir. Zaten dinin temel tanımı da nasihat olması değil miydi?

Tekrar aynı soruyu soralım: “Kur’an nedir?” Aslında cevap, açık seçik ortada. Kim ne derse ne yaparsa yapsın, Kur’an insanın anladığı be anlamlandırdığı bir şey olmadığından insanın ne dediği veya demediği bir şey ifade etmiyor. Çünkü Kur’an’ın sahibi şöyle buyurmuş: “Onlar ne derse desin, doğrusu bu, pek şerefli bir Kur’an’dır.” (Bürûc 85/21) Dünyanın sahibi, insanı dünyada rehbersiz bırakmamış. Çünkü insana olan merhameti sebebiyle insana katından bir yol gösterici göndermiş ve lakin o kitaba karşı tavrında da insanı kendi tercihine bırakmıştır. İşte bu tam da özgürlüktür. İnsanın Kur’an’la olan ilişkisi de bir nasip işidir aslında. Mahrum kalmak da nasiplenmek de nihayetinde bir nasip(sizlik) olarak insanın eylemi ve söylemiyle doğru orantılıdır. Yani aslında belki de kalbiyle orantılıdır. Bu noktada hayat yani tercih de aziz olan insana aittir.

O zaman her zamanki yöntemimizle bu yazıyı bitirelim. Peki, sizin için Kur’an nedir?