Halime Özdemir, "Mümin Kadınlara Söyle..." başlıklı yazısını okurlarına sundu.

Öyle bir Rabbimiz var ki nazil ettiği kitapta özel olarak her bir bireye ayrı ayrı seslenmiştir. Bu bireylerden biri de kadınlardır. Yüce Allah, kadınlara öyle bir değer veriyor ki kadınları öyle bir özel konuma getiriyor ki yüce kitabında kadınlara özel olarak “mümin kadınlara söyle” diye sesleniyor. Ve hangi kadın bu özel hitabın hakkını vermek istemez? Hangi inanan kadın Rabbinin kendisine verdiği değeri görmezden gelerek yaşar? Rabbimiz mümin kadınlara verdiği değer ile onların zarar-ziyan görmesinin önüne geçiyor. Bu hitaba sesiz kalmak veya hitabı görmezden gelmek ne derece doğru her mümin kadının yaptıkları veya yapmadıkları ile bunu düşünmesi gerekir.

Öncelikle müminlerin annelerine hitap eden ayeti hatırlayalım. Her insan hayatında birilerini örnek alırsa hayat yolunu daha doğru ve daha düzgün yürüyebilir. Rehber, yol gösterir ve kolaylık sağlar. Mümin kadınlar için de en güzel rehber, hiç şüphesiz müminlerin anneleri olan Hz. Peygamber (sav)’in eşleridir. Bu gerçeği cenab-ı Allah şu ayette bizlere bildirmiştir: “Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir...” (Ahzab 33/6) Bundan dolayı her mümin kadın ve genç kız, annesinin yolundan gitmeyi seçtiği gibi Peygamberin eşlerinin yolundan gitmeyi de kendisine düstur edindiği bir hayat anlayışına ve yaşantısına sahip olmalı.

Ve Allah (cc), Hz. Peygamber’in eşlerine şu şekilde bir emir nazil ediyor: “Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” (Ahzâb 33/32) Bu ayet, mümin kadınların konuşurken nasıl davranacağına dikkat çekiyor. Herhangi bir mümin kadının herhangi bir erkekle veya erkeklerin olduğu herhangi bir ortamda edalı, nazlı-niyazlı konuşmasının yasak olduğunu öğreniyoruz. Gerekçesi ve sonuçlarının ne olduğu ayette açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Yine mümin kadınlar için özel bir hitap. Belki de son yıllarda önemsenmeyen ve dahi ne olur ki, hangi çağdayız diye bahanelerle mümin kadınların umursamadığı bir konuda Rabbimiz sebep ve sonuçları açısından dikkatlerimizi çeken bir ayet nazil ediyor. “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir.” (Ahzâb 33/59) Kadın olsun erkek olsun, yarattığı varlığı Allah’tan daha iyi tanıyan var mıdır? Elbette yok... İşte ayetlere iman ediyorum yani ben müminim diyen her bir kadının hangi yüzyılda hangi yerde ve hangi zamanda olursa olsun muhakkak dikkat etmesi gereken bu ayeti görmezden gelmesi, kendisine yaptığı en büyük kötülüktür. Bizi, bizden daha çok düşünen ve koruyan Rabbimiz, bizim zarar görmemizin önüne geçiyor. Keşke her bir ayete bu bakış açısıyla bakabilsek ve yaklaşabilsek. Zira her bir ayet, aslında her bir mümin için bir kalkan niteliğindedir.

Şu ayet-i kerime de hangi yaşta olurlarsa olsunlar mümin kadınlar için muhakkak ezbere bilinmesi gereken mevzuları içerisinde barındırır. Her bir mümin kadın, ergenlik çağına girdiği andan itibaren bu ayetin hakkını vermekle emrolunmuştur. “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, başka kadınlar, hizmetlerinde bulunan köleleri ve cariyeleri, cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz!” (Nûr 24/31)

Rabbimiz, kadını bir ziynet olarak kabul etmiştir. Kadın, bir mücevher gibi korunmalı ve en büyük koruyucusu da bizatihi kadının kendisi olmalıdır. Bu yaklaşım temelde Allah’ın ayetine hakkını vermektir. İnsan, sahip olduğu serveti öncelikle kendisi koruduğu gibi bir kadını da yine en çok kendisi korumalıdır. Nasıl ki altını sokağa açık bir şekilde çıkarmıyorsak kadının da kendisini Allah’ın çizdiği sınırlar dışına çıkarmaması gerekir.

Son on yıllarda tesettür konusu mümin kadınlar nezdinde çok farklı bir şekilde tezahür ediyor. “Bana göre” diye başlayan cümleler, mümin kadınlar cihetinde oldukça rağbet görüyor. Şu dönemde her bir kadının kendi zevkine göre var olan bir tesettür anlayışının olduğu bir hayatın içerisinde nefes alıyoruz. Bu sebeple kadın tesettürü oldukça çeşitli ve bir o kadar de sınırsız bir seviyeye ulaştı. Hükmün sahibi, Allah’tır ve emrin bana göresi sana göresi olmaz, olamaz. Kur’an bir bütündür ve söz Allah’ındır. Nefis denilen şey, mümin kadınların da büyük çoğunluğunu eline geçirdi. Kılık-kıyafet maalesef ki moda adı altındaki değişkenden ciddi bir şekilde nasibini (!) aldı. Oysa yukarıdaki üç ayet de sınırların nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde beyan etmiştir. Mümin kadınlar, keşke Medineli ensar kadınları gibi kendilerine hitap eden Rablerinin emirlerini uygulama konusunda onların yolunda gidebilse. Çünkü ayetlerin hükmü mahşere kadar devam eden bir süreci kapsamaktadır. 2000’li yıllar da bu zaman diliminin içerisindedir. Ve mekana göre ve zamana göre kural ve kaide değişmemektedir.

Ve soru şu: Bize değer veren Rabbimizin emrine mümin kadınlar olarak biz ne kadar değer veriyoruz? İşte bana göre en önemli soru bu. Mümin kadınlara söylendi ve lakin mümin kadınlar bu sözün hakkını veriyor mu?