Halime Özdemir, "Hz. Peygamberin Mirasından İstemez Misiniz?" isimli köşe sayısını okurlarına sundu.
Bugüne şu ayetle başlayalım: “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisâ 4/80) Bu ayet, bütün müminlerin Hz. Peygamber (sav)’e itaat etmesi gerektiğini gözler önüne sermektedir. Peki ama itaatten kasıt nedir?
İtaat; uyma, tâbi olma, yaptıklarını yapıp yapmadıklarından kaçınma ile gerçekleşir. Yani itaat, söylem değil eylem merkezlidir. Çarşıda-pazarda, evde-köyde, düğünde-dernekte, alışverişte, gezmede, karada-denizde kısaca hayata şahitlik ettiğimiz her zaman ve zeminde Allah’ın Resûlünün yaptığı ve söylediği gibi yaşamakla gerçekleşmiş olur Onun tüm hayatı boyunca yaptıkları ve yapmadıkları, söyledikleri ve söylemediklerini de öğrenmek ve hayatında uygulamak, bu dinin kitabında belirtildiği üzere Müslümanlara emredilen bir husustur. Ve bu konuda sonuçlararına katlanmak şartıyla her müslüman birey serbest bırakılmıştır. Yani tâbi olan da kendisine tâbi olmayan da kendisine yatırım yapmak üzere karar almıştır. Ama unutulmaması gereken nokta, ayet-i kerimenin bizlere itaati tavsiye ettiği bilgisidir. Takdir, size ait.
Bugün sizleri Allah’ın Resûlüne itaat konusunda en dikkatimi çeken sahâbelerden biriyle tanıştırmak istiyorum. O ki, Mescid-i Nebevî’de ilimle meşgul olup en çok hadis rivayet eden Ebû Hüreyre… Allah ondan razı olsun.
Ebû Hüreyre, Medine’ye geldiği günden itibaren kendisini tamamen dine vererek dünyevî bütün arzularından uzak bir hayat yaşamıştır. Bazı sahâbîler ganimetlerden pay almak için çaba gösterirlerken dahi Allah’ın Resûlünden kendisine ilim öğretmesini isteyecek kadar öğrenme sevdalısı idi. İslamiyetle geç bir zamanda müşerref olduğu için yaşayamadığı yılları telafi etmek amacıyla Allah’ın Resûlünün mescidinden hiç ayrılmazdı. Bu sevgisi onu en çok hadis öğrenen ve en çok hadis ezberleyen kişi olmasına sebep oldu. Bir anlamda Allah’ın Peygamber’ini en çok tanıyanlar sınıfına nail oldu.
Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber (sav)’i o kadar çok severdi ki, ona olan sevgisini şu sözlerle dile getiriyordu: “Seni görünce mutlu oluyorum, gözüm gönlüm aydınlanıyor.” (Müsned, II, 323) Resûlullah’ın vefatından sonra Mescid-i Nebevî’de hadis rivayet ederken onu hatırladığı için gözyaşını tutamadığı anlar olurdu. (Tirmizî, Zühd, 48)
Ve Hz. Peygamber’in sevdalısı Ebû Hüreyre, bir an bile olsa ilim öğrenmeden durmayan ve bu sebeple camiden (mescidden) çıkmayan günlerinden sonra mescitlerden uzaklaşan sahâbîleri görmeye başladı. Bir gün onlara şöyle sesleniyordu:
Rivayete göre bir gün Medine çarşısından geçerken, insanların alım-satım işleriyle meşgul olduklarını gördü.
-“Ne kadar acizsiniz ey Medine halkı!” dedi.
- “Ey Ebû Hüreyre, bizde zayıf olan ne görüyorsun?” diye sordular.
- “Allah Resûlü’nün mirası dağıtılıyor ve siz burada kalıyorsunuz! Gidip payınızı almayacak mısınız?” dedi.
- “Ey Ebû Hüreyre, burası nerede?” diye sordular.
- “Camide” diye yanıtladı.
Çabuk ayrıldılar. O da onların dönmesini bekledi. Onu görünce;
- “Ey Ebû Hüreyre, mescide gittik, içeri girdik ve dağıtılan hiçbir şey görmedik.” dediler.
Şöyle sordu: “Mescitte kimseyi görmediniz mi?”
Onlar şöyle cevap verdiler:
“Evet, bazı insanların namaz kıldığını, bazı insanların Kur’an okuduğunu ve bazı insanların da helal olanla haram olan hakkında konuştuğunu gördük.”
Ebû Hüreyre şöyle cevap verdi: “Yazık size, bu Muhammed (sav)’in mirasıdır.” (Heysemî, Mecma’uz-Zevâid, 1/123)
Ve Allah’ın Resûlüne tâbi olmak için dediği her şeyi kayıt altına alıp öğrenen, yaşayan ve bundan dolayı onun mescidinden ayrılmayan Ebû Hüreyre, günümüz Müslümanlarının caminin yanına dahi yaklaşmadıklarını ve bu surete Hz. Peygamber’in mirasına karşı olan tavırlarını görse idi ne yapardı? Cevabı size ait…
Selam olsun Ebû Hüreyre’ye…