Selam, görünür ve görünmez her türlü kazadan ve beladan uzak durmak ve başkalarına da zarar ziyan vermemek, kişinin hem kendisi hem de başkaları için barışı ve huzuru sağlamak gibi anlamlara gelir. Dolayısıyla selam veren, sadece kendisinin değil muhatabının da iyiliğini ve rahatını gözetlediğini beyan eden kişidir. Selam, Allah’ın kavga gürültü çıkaran kulları karşısında onlarla cedelleşmeyi terk edip herkesi kendi haline bırakma esasını da bünyesinde barındırır. Buradan hareketle kişi selam ile aslında bir diğer kişiye sadece iyi dilekte bulunmamakta ayrıca özelde o kişinin genelde ise o toplumun huzurunu koruduğuna kendi sesinden garanti vermiş olmaktadır.

Toplumumuzun büyük bir çoğunluğuna dikkat ettiğimizde çeşitli şekillerde de olsa herkesin birbirine Allah’ın selamıyla mukabele ettiği görülür. Velakin aynı kişi, başta kendisine olmak üzere her türlü kötülüğü de elinden geleni ardına bırakmadan hayata devam ettiği de görülen diğer bir durumdur. Selam konusunda bir yeri yanlış anladığımızı düşünüyorum uzun zamandır. Çünkü “selamün aleyküm” diyerek söze başladığımız kimselerde ne huzur ne rahat bırakmadığımız da kesin olan bir gerçektir. Selam, hayatımızda sadece bir karşılaşma cümlesinden öte geçmiyorsa selam vermenin bir anlamı/işlevi olmuş olur mu?

Neydi Hz. Peygamber’in düsturu; “… Aranızda selamı yayın.” (Müslim, Îmân, 93) Bu, bir emir cümlesidir. Yani Peygamber’e “itaat” farz olduğuna göre herkesin bu düstur çerçevesinde önce kendisinden ve ailesinden başlamak üzere toplumun asayişini sağlaması, sükûnetini koruması ve daha da önemlisi bunu tüm dünyada uygulaması zaruridir. Bu, imanın temel noktalarındandır. Çünkü hadis-i şerifin tamamı şu şekildedir: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.(Müslim, Îmân, 93) Eğer kişi imanının gereği olarak bireyin ve toplumun güvenini sarsıyor ve her türlü yollarla toplumu rahatsız ediyorsa bir anlamda cennetin yolunu da kendisine kapatmış olmaktadır diye anlasak yanlış olmaz kanaatine sahibim.

Selam, eylemsel bir ifadedir. Sözü kullanarak kelam etmek kolaydır ama asıl önemli olan, o sözün eyleme dönüşüp dönüşmemesidir. Ve şu unutulmamalıdır ki, Allah insandan imandan sonra “amel-i salih” ister. Bu açıdan kelam ederken o kelamın hakkını vermenin de lüzumuna inanmadıkça asla tam anlamıyla selam verilmemiş olunur.

Şimdi şöyle bir baktığımızda herkes herkese selam veriyor -genelde tanıdıklara- velakin aynı kişiler o selam verdikleri kişiler başta olmak üzere toplumun sükûnetini bozmaktan da geri durmuyor. Allah’ın selamını verdiğin kişiye veya yere nasıl zarar verebilirsin? Selam, Allah’ın adıdır. Allah sana zarar vermediği halde sen neden bir insana Allah’ın adını kullanarak zarar veriyorsun hiç düşündün mü? Buna hakkın var mıdır ve senin bu kadar cüretkar olmanı sağlayan güç veya anlayış nedir ey Müslüman?

Karşılıklı olarak sevgi, saygı, tevazu, iyilik, fedakarlık, anlayış, huzur gibi temel noktaları hayatımızın merkezi noktasına getirmedikçe selamın işlevsel hale gelmediği hem görülmekte hem de yaşanmaktadır. Dünyayı bir kaosa döndürmeye hangi insanın ve özelde hangi Müslümanın hakkı vardır? Her Müslümanın başta mensubu olduğu toplum olmak üzere tüm dünyaya selamı yani huzuru yaymak ve korumak gibi bir misyonu olduğu hatırda kaldığı sürece toplumlarda barış gerçekleşecektir. Aksi takdirde dille selam etmenin bir anlamı olmayacak ve boş yere nefes tüketilecektir. Şu anki şahidi olduğumuz dünyada olduğu gibi.

Herkes önce imanını sonra kelamını kontrol süzgecinden geçirmek zorundadır. “Selam-kelam-eylem” birlikteliğinin olmadığı bir insandan hayır beklemek, hatadan başka nedir? Selamla girdiğimiz bir meclisin şahidi Allah olduğuna göre Allah’ı neye şahit tuttuğumuzu fark etmedikçe kaybedenlerden olunacağı unutulmamalıdır. Siz kendinize şunu sormakla mükellefsiniz: Ben toplumda neyi yaygınlaştırıyorum? Selamı mı yoksa … ? Ve başımızı ellerimizin arasına alıp en son kime selam verip de huzurunu, neşesini bozup kısaca hayatını karartmaya çalıştım diye de kendimizi hesaba çekmedikçe Allah’a ve O’nun Rasulüne gerçekten imanımızın olup olmadığını sorgulamak zorundayız. Ve bunun hesabını vereceğimizi düşünerek hareket etmek, sadece ve sadece kendimizin vazifesidir. Ahirete iman, bunu gerektirir.

O zaman ne diyelim? Selam olsun herkese...