Halime Özdermir, "Siz Allah’tan Nasıl Yardım İstiyorsunuz?" isimli makalesinin okuyucularla buluşturdu.
İstek nedir? Türk Dil Kurumu “istek” kelimesini şu anlamlarda kullanmıştır. “Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, yerine getirilmesi başkasından istenilen şey; meram, talep kasıt; belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem; bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu.” Bu, burada bir dursun.
Ve insan, diğer bir insandan dahi belirli bir şey isterken belirli bir hiyerarşiye göre birçok işlemle karşı karşıya kalır. Buna ilaveten herhangi bir ölümlüye karşı dahi istekte bulunmada belli başlı kurallar ve kaideler var iken yüce Yaradan’dan istemenin bir adabı olmaz mı? Elbette olur ve hatta olmalı da… Ellerimizi açıp o anda olmasını istediğimiz bir ihtiyaç için bir dua, bir istek olsun diye hemencecik “dua ettim/istedim” hadi olsun-bitsin birden demek ne derece adaba uygun acaba? Sahi, siz hiç düşündünüz mü Allah’tan nasıl yardım istenir diye?
Kitaba imanımız varsa –bir yazımızda da kitaba imanı ele alalım. Zira kanaatimce post modern çağın en önemli sorunlarından biri bu- Allah, kendisinden yardım istemenin yolunu ve yöntemini yani adabını kullarına bildirmiştir. Eğer Kitap ile bağlantımız ve daha da önemlisi Kitab’a göre yaşantımız var ise…“Ey iman edenler, sabır ve namazla yardım isteyin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/153) Bu nasıl dehşet verici bir ayet… Sabır, insanın hayat serüveninde yaşadıkları ve yaşamadıklarına karşı dayanma ve tahammül gücünün imtihanıdır. Acele etmeden -ki insanın fıtratı aceleci olmasına rağmen- bekleye bekleye adeta demlene demlene Allah’tan isterken pes etmeden ve vazgeçmeden ve namaz ile... Namaz; kulun Allah ile buluşması ve saatli randevusu iken ve bu konuda bıkmadan usanmadan istikrarlı bir şekilde ömrü boyunca randevu saatine devam etmesidir. Bir anlamda “bugün de huzura kabul edildim” diye teşekkür etme değil midir namaz? Aslında çok da kolay bir ibadet değildir. Çünkü Adem’in oğulları ve kızlarının nefse hoş gelen pek çok çeldiriciyle baş edip huzura durabilmesi ve huzurda sebat etmesi oldukça zor ama bir o kadar da mutlu olmasıdır. Ve namaz kul için muhteşem bir randevudur. Namaz, Allah’a yaklaştığın en yakın an iken işte orada isteyin ki vereyim buyuran Rabbimizin bizlere istek kapılarını açmasından başka nedir ki?
Peki, sizce bu şekilde yardım isteme kolay mı? Veya daha açık bir şekilde soralım? Gerek sabır ve gerekse namaz insanoğluna kolay gelen bir ibadet ve karakter mi? Hiç şüphesiz ikisi de zor ve ikisi de hayat boyu devam edegelen bir mücadele. Ve hiç şüphesiz genelde insan özelde ise müminler bu bahsedilen iki şart konusunda oldukça zorlanmakta. Çünkü kul, burada hem nefsi hem de şeytan ile sürekli savaş alanında karşı karşıya kalmakta. Peki bu durum en çok kime veya hangi karaktere zor geliyor? Şu ayet, bizi kendimize getirmesi için oldukça anlamlı: “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. Onlar kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini bilen kimselerdir.” (Bakara 2/45-46) Ayeti şu şekilde anlamak da mümkün olabilir mi? Rablerine tekrar dönmenin farkında olanlar ve hesabını vereceklerini unutmadan hayatı yaşayanlar, Allah’tan yardım isterken ancak ve ancak sabır ve namazı da yanlarına yoldaş edinirler. Ya sabır ve namazdan nasibi olmayanlar nasıl ömür tüketirler? Bilmiyorum…
Allah’tan yardım isterken başka nasıl yaşamak lazım? Lazım diyorum çünkü bizler kul olarak bazı görev ve sorumluluklar ile yükümlü olarak burada yani dünyada bulunuyoruz. “Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve bu uğurda bulunduğunuz her yerde ayaklarınızı sağlam tutar, kaydırmaz.” (Muhammed 47/7) Allah’ın dinine ve Peygamberine yardım etmek nasıl mümkün olur? Teferruatlı bir konu fakat kısaca şöyle diyebiliriz. Allah’ın kitabını ve peygamberin sünnetini hayatta tecrübe ederek. Din, zaten tecrübe etmek değil miydi? Yani söylemde değil eylemde bulunarak. Herkesin her konuda özellikle de dini konularda her şeyi bildiğini zannettiği bir çağda nefes almaktayız. Ve lakin söylemlerin çeyreği kadar eylemlerin olmadığını da itiraf etme cesaretinde bulunmamız gerekir. Ömür denilen sermayede yalpalamak da kişinin tercihi ayağı tökezlese dahi dimdik yola devam etmek de yine kişinin tercihi.
Allah’ın bize yardım etmesi veya etmemesi bizim için ne anlam ifade ediyor? Bu konuda o kadar çok söz edilebilir ki ama biz susalım Rabbimiz buyursun: “Allah size yardım ederse artık sizi yenecek hiçbir kimse yoktur; eğer sizi yardımsız bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a güvensinler.” (Âl-i İmrân 3/160)
Allah’a güvenenlere selam olsun…
Bu ayetler ışığında şu soruyu sormak zorundayız. Ey insan! Allah’tan yardım isteyecek yüzün var mı? Ve sahi, siz Allah’tan nasıl yardım istiyorsunuz?
Haftanın Kitap Tavsiyesi: Martin Lings, Hz. Muhammed’in Hayatı, İz Yayıncılık, İstanbul 1998.