Selçuklu Beyliği’nin en aydın ve en eğitimlilerindendi. Osmanlı İmparatorluğu’nun fikir babası, Osman Gazi’nin kayınpederi, Rabia Bala Hatun’un babasıdır.

İnsanın ve devletin ne demek olduğunu araştırmalarında ve yaşantısında sürekli vurgulayan, Büyük Türk Bilgini Şeyh Edebali’nin tahta oturmak üzere olan damadı Osman Gazi’ye nasihatını az veya çok mürekkep yalamış olan herkes bilir.

Ey Oğul…

Diye başlayan o ünlü nasihatinde ne diyordu ünlü Türk Bilgini Şeyh Edebali “İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın…”

Devleti yönetecek olan damadına iki kelimeden oluşan vurgu yapıyor.

Birincisi İnsan, ikincisi Devlet…

Devlet milleti için vardır, insanlarda devleti için vardır.

Bugün eğitimsiz toplumların oluşturduğu coğrafyalarda yaşayan insanların haline hepimiz şahit oluyoruz.

İnsanların eğitiminde eksiklik varsa bu başta ailenin, cemiyet olarak bizlerin ve de devletin suçudur.

Peki devlet insanlarını eğitmek için her türlü olanakları seferber ediyorsa ve aileler buna gerektiği kadar özen göstermiyorsa, destek olmuyorsa kimin suçudur. Buda bizlerin yani toplumun suçudur.

Konumuza dönecek olursak; Son zamanlarda memleketimizde intihar olaylarının üst üste gelmesi ve bunun haberleştirilme yöntemleriyle ile ilgili bir e-mail aldım.

Kastamonu’da emekli müzik öğretmeni ve aynı zamanda Şehri Dilara Müzik Topluluğu’nun da üyesi olan Güray Soğancı isimli duyarlı hemşehrimizin mailinde biz medya mensuplarına da mesaj içeriyor…

Şahsıma attığı maili kendi özel sosyal medya hesaplarından da yayınlayan Güray Hoca, “İntihar haberlerinin paylaşımında sorumlu yayıncılık hayati önem taşımaktadır. Değerli yerel basın emekçileri intihar vakalarıyla ilgili haberler hazırlanırken, kamu yararı kadar, kamu sağlığı da gözetilmelidir! Bu tür içerikler çeşitli sebeplerden dolayı özellikle kırılgan dönemden geçen kişiler için tetikleyici etki yaratabiliyor ve riski artırabiliyor! Bu nedenle önemle rica ederiz. Lütfen intihar haberlerini paylaşmayın ve yazmayınız!” diye devam eden bir mail ve sosyal medya paylaşımı…

Öncelikli olarak, Güray Hocamızı tebrik ediyorum. Neden çünkü toplumumuzda son zamanlarda meydana gelen olaylara dikkat çektiği için ve bizlerin yani habercilerin sorumlu davranmamız gerektiğini hatırlattığı ve de farkındalık oluşturduğu için.

Halk arasında genelde ekonomik zorluklardan dolayı intihar olaylarının yaşandığı algısı oluşsa da elimizdeki verilere baktığımız zaman bunun hiçte öyle olmadığı anlaşılıyor.

Dünyada en fazla intihar olaylarının yaşandığı ülkelere baktığımızda genellikle ekonomik refahı yüksek ülkelerde yaşayan bazı sorumsuz ailelerin eğitimsiz bıraktığı çocuklarının olduğunu görüyoruz.

Norveç, Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi refah düzeyi oldukça fazla olan ülkelerde intihar olayları çok fazla olduğunu görüyoruz. Kısaca Türk toplumundaki ekonomik sıkıntılardan dolayı intihar ediyor algısını bu veriler desteklemiyor.

Kastamonu, Çankırı, Sinop ve Karabük gibi komşu illerimizdeki intihar olaylarını analiz ettiğimizde ise; Birinci sırada çeşitli nedenlerle psikolojik sorunlar. İkinci sırada çevre veya mahalle baskısı. Üçüncü sırada ise medya veya sosyal medya özentisi olarak dikkat çekiyor…

Madde bağımlılığı ve kumar illetinin içine düşenlerde buna eklenince işte o kırılgan çizgiye yaklaşıyor kişi.

Şeyh Edebali’nin tahta oturacak olan damadına yaptığı o muhteşem öğüt gibi; 90 yaşında hayatını kaybeden bir aile büyüğümüzde bana bir öğüt yapmıştı taa çocukluğumda.

“Ocakta saç ayağı üzerinde kaynayan süt tenceresini göstererek, Bak oğul; İnsan eğitimi tıpkı şu üçlü saç ayağına benzer, demişti taaa çocukluğumda. Hiç aklımdan çıkmıyor bu öğüt.

Bu üçlü demirden yapılmış saç ayağından birisi eksik olursa, o süt tenceresi yere düşer ve sütte kaynamaz oğul” demişti aile büyüğümüz.

- Birinci ayak, aile eğitimi.

- İkinci Ayak, cemiyet hayatı.

- Üçüncü ve son ayak ise okul hayatı.

Bu üç ayak, tıpkı şu gördüğün süt tenceresinin altındaki demir çubuklardan yapılma saç ayağı gibidir. Bu ayaklardan birisi eksik olduğu zaman eğitimi eksik kalır ve İnsan olmaz!

En ufak bir rüzgarda savrulur gider!

Evet eğitim işte böyle bir şey, ‘Aile, toplum ve okul…’

Üçü bir araya geldiği zaman mükemmele yakın bir insan ortaya çıkıyor.

Ne diyordu ünlü Türk Bilgini Şeyh Edebali;

Ey Oğul,

Sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın…

Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.

Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli.

Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez.

Gördün söyleme, bildin bilme.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Cahil ile dost olma: ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez…

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”

Bu altın niteliğindeki öğütün sadece bir bölümüydü.

Şayet bir insan madde bağımlısı olmuşsa yada kumar illetine düşmüşse bunda en büyük sorumluluk başta aile ve cemiyeti oluşturan birimlerin sorumluluğu çok önem arz etmektedir.

Kısaca insan olabilmenin temelinde Aile Eğitimi, Sosyal Çevre ve Okul hayatı çok önem arz ediyor.

Lütfen evlatlarınıza eğitim başta olmak üzere gereken ilgi ve alakayı gösteriniz…

“GÜNÜN SÖZÜ

“Eğitim, Eğitim ve Yine Eğitim…”