Bir önceki bölümün sonlarında da yazdığımız gibi 1565 yılının sonlarına doğru sarayın isteği ile Anadolu Beylerbeyi ve Ankara Sancak Beyinin müdahalesiyle kısmen sönümlenen olaylar 1566 yılının başlarında yeniden alevlenir.

1 Mayıs 1566 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Kalesini fetih amacıyla ordusuyla İstanbul’dan ayrılmasını fırsat bilen Suhteler faaliyetlerini hızlandırırlar. Çünkü Kastamonu Sancağındaki vilayet yöneticilerinin ve askerlerinin önemli bir bölümü bu sefere katılmak üzere şehirden ayrılmışlardı.

Bu durum Suhtelerin tam da aradığı bir fırsattı. Köylere ve kasabalara inerek yeniden eşkıyalık hareketlerine başladılar. Nitekim 15 Mayıs 1566 tarihinde devrin Kütahya Valisi olan Şehzade Selim, Lalasına yolladığı bir mektupta Bolu ve Kastamonu’da Suhtelerin yeniden harekete geçtiklerini, Çankırı’da ise “gurbet taifesi” * denen eşkıya çetelerinin fesat hazırlıkları yaptığını bildirerek buralara yeterli askeri gücün gönderilmesi istenmektedir.

Kastamonu Sancağında Suhte İsyanları (16.Yy) 3 (1)

(*Gurbet Taifesi: Sürekli yer değiştirdikleri, herhangi bir denetime tabi tutulamadıkları için bu adla anılan evleri (çadırları) ve barklarıyla yerleşim merkezlerini dolaşarak gezginci bir hayat süren gruplar. Yerleşik toplumu oluşturan köylü ve şehirlilerin sosyal ve ahlaki normlarıyla çelişen bir hayat tarzına sahip olmaları nedeniyle toplumsal ahlakı bozduğu düşünülen ve eşkıyalıkla suçlanan, merkezî hükümetin sürekli başını ağrıtan gruplara verilen genel bir ad)

Yazıda ayrıca Kastamonu Sancak Beyi’nin sefere gitmesi durumunda yerine bırakacağı kethüdalara (vekillerine) sancaktaki suhte eşkıyasını defetmek üzere Kastamonu ve Sinop kalelerinden hisar eri (kalelerde sürekli görev yapan muhafızlar) ve at talep etmeleri durumunda kendilerine zorluk çıkarılmaması istenmiştir. (Fahri Maden. S 29. Kaynak. B.O.A. 5 Numaralı Mühimme Defteri.1565-1566)

1567 yılına ait bir hükümde Kastamonu Sancağının sarp dağlarının eteklerinde medrese adıyla bazı evler yapıldığı, kış günlerinde her medresede ortalama 20-30 levent softalarının gelip kışladığı, ilkbahar olunca da her birinin silahlı olarak şehirler üzerine yürüyüp türlü zulüm ve taşkınlık ettikleri, bazı kadıların da bunları koruyup yaptıkları kötülükleri sicillerine kayıt etmediği, “müderrislerin kefilsiz* softa tuttukları” bildirilmiştir.

Bu bilgi üzerine bu çeşit softaların yakalanması, bunlara yardımcı olan müderrislere engel olunması, kefilsiz ve tüfekli softa tutarlar ise hükümete bildirilmesi istenmektedir. Aslında bölgeye gönderilen pek çok emir ve hükümde kefilsiz kesinlikle suhte yani medreseye öğrenci alınmaması söylenmiştir.

(*Kefil Meselesi: Suhteler için isyancı olmadıkları konusunda kefil talep edilmesi hükümetin aldığı önlemlerden biridir. Fakat onlar için kefil bulmak çok da önemli bir sorun olmuyordu. Bir şekilde halktan kendilerini koruyacak birilerini buluyorlardı.

Birçok suhtenin sorgulanması ve yargılanması sürecinde bunların bazı kadılar tarafından korunduğu özellikle merkeze gönderilen raporlarda sık sık belirtilmektedir. Yine suhtelerin yağma ve soygunculuktan elde ettikleri ganimetlerin yine medresede müderrisler ve diğer Suhteler arasında paylaştırıldığı da bildirilmektedir)

16 Ekim 1567 tarihli bir başka hükümde ise (Kastamonu Beyine ve Kadısına hitaben gönderilmiştir); Kastamonu Vilayetinde sayıları 20 ile 50 arasında değişen Suhtelere sahip beş başbuğ bulunduğu bildirilmektedir. Bunların isimleri ve faaliyet yürüttükleri yerler şöyle sayılmıştır.

Demircioğlu – Kara Kemal ve Parmaksız, İnebolu kazasında; Söylemez ve Kara Hüseyin Boyabat kazasında, Demircioğlu, Kara Kemal ve Parmaksız’ın İnebolu’da halktan avarız* adı altında para topladıklarının tespit edildiği bildirilmiştir.

(*Avarız: Osmanlı döneminde devletin hane başına aldığı bir vergi çeşidi.)

Bunlardan Söylemez ve Demircioğlu’nun ayrıca Araç kazasında da çok sayıda suç işledikleri kaydedilmiştir. Birlikte kasabayı basarak evleri ateşe verdikleri, yardıma gelen sancak beyinin onları engelleyememesi üzerine cesaretlenerek daha da ileri gittikleri yazılmaktadır.

Hatta bu gurupların bir kısmının Sinop Kadısının dahi yolunu keserek adamlarından birini öldürmüş, birkaçını da yaralamışlardır. Kadı ise kaçarak zor kurtulmuştur.

Kastamonu Mirlivası (günümüzde tuğgeneral seviyesinde bir rütbe) sürekli bunların peşinde olmasına rağmen bölgenin sarp ve dağlık olması nedeniyle uzun süre yakalanamamışlardır.

Kastamonu Sancağında Suhte İsyanları (16.Yy) 3 (2)

Yukarıda anlatılara göre 1566-1567 yıllarının da halk açısında çok zor geçtiği, özellikle kırsalda halkın can ve mal korkusu içerisinde yaşadığı görülmektedir. Devlet ise tüm bu asayişsizliğin farkında ve çareler aramaktadır. Ancak kendi iç sorunları, bölgedeki birçok bey, yerel idareci, kadı ve müderrisin bu çetelerle iş birliği yapması, yağma sonucu elde edilen ganimetten pay alması gibi nedenlerden dolayı bir türlü istediği asayiş ve huzur düzenini sağlayamamıştır.

Çünkü bu suhte eşkıya çeteleri dağlarda evler kırıp kışı geçirmekte, baharla birlikte köy ve kasabalara inerek halka zulmetmekte, malını almakta, namusuna el uzatmakta, direnin canını almaktadır. Bir de bunlara silahlı asker kaçakları vb. eklenince işin boyutu değişmekteydi.

Kastamonu Sancağında Suhte İsyanları (16.Yy) 3 (4)

Bu durumda halk İstanbul’a temsilciler göndererek bizzat şikayetçi olmuştur. 30-40 kişilik bu çetelerin baskıları, ev basma, adam öldürme, yol kesme eylemleri nedeniyle çok yoğun göçlerin yaşanmaya başladığını bildirmişlerdir.

Bu şikayetler üzerine merkezi hükümet bölge yöneticilerine emirler göndererek özellikle köylerden ahalinin eşkıya baskısı nedeniyle sağa sola göç etmesinin engellenmesini istemiştir. (Fahri Maden. S 30. / 7 Nolu Mühimme Defteri)

(Devam edecek)