Yunus Türkölmez, " Kastamonu Mevlevihanesi ve Son Şeyhi Amil Çelebinin Milli Mücadeleye Katkıları 2" başlıklı yazısını okurlarına sundu
Kastamonu Mevlevihane’sinin tarihi anlatılırken son şeyhi Amil Çelebi, oğlu Tahir Çelebi ve bu ailenin gerek 1.Dünya savaşında gerekse Kurtuluş Savaşı yıllarında milli mücadeleye olan katkılarına değinmeden geçemeyiz.
Savaş zamanları cephe gerisi her zaman çok önemli olmuştur. Birçok tekke ve dergâhın böyle dönemlerde önemli bir lojistik katkı ve manevi destek sundukları bilinir. Vatan savunmasının esas olduğu kritik dönemlerde yalnızca zikir ve ibadetle sınırlı kalmayıp aktif sorumluluklar üstlenenlerin yanında, vatana ihanet içerisinde işgal kuvvetleri ile iş birliği içerisinde olan tarikat ve cemaatlere dair pek çok örneği hepimiz biliriz.
O nedenle Kastamonu Mevlevihane’sinin vatan savunması ve kurtuluş mücadelesine verdiği katkıları özetle dile getirmeye çalışacağız. Son dönem şeyhlerinden Amil Çelebi’nin I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında oynadığı aktif rol son derce önemlidir.
Mevlevihaneler, daha önce Balkan Savaşı sırasında, yaralı askerler için hastane açılması ve benzeri bazı lojistik destek faaliyetleri içinde de bulunmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda ise gönüllü bir tabur kurarak fiilen cepheye katılmışlardır. Konunun gelişimi kısaca şöyledir.
Osmanlı Devleti’nin 11 Kasım 1914’te resmen Birinci Dünya Savaşı’na girmiştir. Birkaç gün sonra padişah Mehmet Reşad bütün Müslümanlar için cihad-ı ekber ilan eder.
İşte bu dönemde Gönüllü Mevlevi Taburu (Mücâhidîn-i Mevlevîyye) kurulur. Amaç “Ordunun kuvve-i maneviyesini tezyid (artırmak) ve ahaliyi askerliğe teşvik etmektir”. Bu amaçla da sonradan alaya dönüşecek bir tabur kurarak Şam Cephesi’ndeki mücadeleye katılmışlardır.
1914 yılı aralık ayı ortalarında başlayan bu faaliyete hemen bütün Mevlevihaneler, başlarında şeyhleri olduğu halde gönüllü maiyetleriyle birlikte aktif destek vermişlerdir. Bir kısım Mevleviler İstanbul’da toplanıp buradan Konya’ya, bazı Mevleviler ise doğrudan Konya’ya hareket ederek burada toplanmış ve Konya’da yapılan bir organizasyon ile cepheye hareket etmişlerdir.

İşte bu süreçte Kastamonu Mevlevihanesi Şeyhi Amil Çelebi de oldukça aktif bir rol almıştır. Vakit geçirmeden işe koyulmuş ve kırk dervişi ile oluşturulan bu gönüllü tabura katılmak üzere hazırlıklara başlamıştır. Ancak bu kadar kişinin iaşe ve yol masrafları tekkenin gücünü aştığı için vilayetten 6.000 kuruş talep eder.
Devrin Kastamonu Valisi Reşid, Amil Çelebi’nin bu talebini 20 Ocak 1915 tarihinde Dâhiliye Nezareti’ne arz eder. Dâhiliye Nezareti ise bir gün sonra gönderdiği cevapta; “Cihada gidecek Mevlevi dervişânının hükümetçe iaşesi için istenilen paranın hükümetçe verilmesinin mümkün olmadığını ve hiçbir yerde de verilmediğini” bildirir.
Bu olumsuz yanıta rağmen Âmil Çelebi ve maiyeti, bu sıkıntıları kendi imkânlarıyla aşarak yola koyulurlar. Ancak en az 10 derişin parasızlık yüzünden cepheye gidemediği anlaşılmaktadır.
Amil Çelebi yanında 29 dervişiyle Konya’ya gitmek üzere hareket eder.
Kastamonu’dan Konya’ya, Konya’dan Şam’a Yolculuk:
Yola Çıkış ve uğurlama: 28 Aralık 1914 (15 Kânunuevvel 1330) tarihinde Kastamonu Mevlevihanesi gönüllülerinin şehirden ayrılırken muhteşem bir kalabalık onları uğurlar. 29 gönüllü derviş içerisinde bir de şair vardır. Giritli Şair Hayri (1) bu uğurlama esnasında onlara hitaben yazdığı 17 beyitlik bir şiirini okur.
Şair Hayrî bu şiirinde kalabalığı selamlayarak onları gazaya azmettirerek ister. Padişahın onları harbe davet ettiğini, vatan için mücadele etmenin kendilerine farz olduğunu, bağımsızlık kılıcının atadan tevarüs ettiğini ve buraların kendilerine yadigâr olduğunu dile getirir.
Nur-ı Muhammed’in ve feyz-i Mevlana’nın kendilerine yardım edeceğini ifade ederek orada bulunan kalabalığa “elveda” diyerek, ordu, sultan ve milletin var olması temennisiyle bitirir.
İlk durak Çankırı (Kangırı): Kastamonu’dan 28 Aralık 1914 tarihinde ayrılan gönüllü Mevlevilerin ilk durağı 100 km’den biraz daha fazla mesafedeki Çankırı olmuştur. Kafilenin buraya ne zaman vardığı veya yolda başka bir yerde konaklayıp konaklamadığı belli değildir. Ancak şair Hayri’nin orada okuduğu şiirden anlaşıldığına göre Çankırı’dan hareketlerinin 1 Şubat 1915 (19 Kânunusani 1330) tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Buna göre burada bir ay kadar kaldıkları anlaşılıyor.
Kastamonu’da olduğu gibi Çankırı’dan ayrılırken de gönüllü Mevleviler büyük bir kalabalık tarafından coşkuyla uğurlanmıştır. Burada onlara Çankırı Mevlevihanesi’nden de gönüllü Mevleviler de katılmıştır. Şair Hayri burada hükûmet konağı önünde kaside olarak yazdığı 18 beyitlik şiirini okumuştur. Şiirinde şehitlik makamını arzu ettiklerini, din, vatan ve devlet uğruna düşmanı kahreyleyeceklerini ve Allah’ın kendileriyle birlikte olduğunu anlatarak en sonunda orada bulunan kalabalığa teşekkür eder.
İkinci durak Kalecik: Gönüllü Mevlevilerin ikinci durağı o zamanları Çankırı sancağına bağlı bir kaza olan (günümüzde Ankara’nın bir ilçesi) Kalecik’tir. Kafile muhtemelen Çankırı’dan ayrıldığı gün (1 Şubat 1915) yaklaşık 50 km uzaklıkta bulunan Kalecik’e ulaşmış, geceyi burada geçirmiştir.
Ve yine şair Hayri’nin burada okuduğu şiirden anladığımıza göre ertesi gün yani 2 Şubat 1915 (20 Kânunusani 1330) tarihinde Kalecik’ten ayrılmıştır. Hayri burada yine hükûmet konağı önünde 11 beyitlik bir şiir okumuştur.
Şiirinde Kalecik halkında gördüğü vatan aşkını dile getirerek, onların misafirperverliklerini övmüş ve bunun kendilerini mutlu ettiğini söylemiştir. Dönüşte buradan galip olarak tekrar geçmeyi arzu ettiklerini belirtmiştir.

Üçüncü durak Ankara: Mevleviler burada Hacı Bayram Velî’nin türbesini de ziyaret eder. Şair Hayri burada bir şiir okur. Tarih 5 Şubat 1915’dir (23 Kânunusani 1330). Ancak bu tarih muhtemelen kafilenin Ankara’dan ayrıldığı tarihtir. 39 beyitlik kaside aslında yeni bir şiir değil, daha önce Kastamonu’da okunan şiirin yeni beyitler eklenmek suretiyle genişletilmiş hâlidir.
Dördüncü durak Afyon: Ankara, Kastamonu, Çankırı ve yakın diğer Mevlevihanelerden gelen gönüllüler muhtemelen Şubat 1915’in ilk haftası Afyon’da toplanmışlardı. Afyon Mevlevihane’sinde konaklayan kafile burada yapılan ayin ve törenlerden sonra dualarla trenle Konya’ya gitmek üzere uğurlanır.
Konya’ya varış: Kafile 8 Şubat 1915 (26 Kânunusani 1330) tarihinde Akşehir’de törenle karşılanır ve aynı günün gecesi Konya’ya ulaşır. Konya’ya gelen gönüllülere büyük ilgi gösterilmiştir.
8 Şubat 1915’te gelen ilk kalabalık kafileden sonra 13 Şubat’ta İstanbul’dan trenle yola çıkan Mevleviler de 14 Şubat 1915’te Konya’ya gelmişlerdir.
Burada Tabur Komutanı Veled Çelebi ve Kastamonu şeyhi Amil Çelebi için tam teçhizatlı birer Arap atı hazırlanmıştır. Dönemin basınında ayrıntılı olarak yer alan bu haberlerden de anlaşıldığına göre Amil Çelebi’nin, Komutan Veled Çelebi ile birlikte bu organizasyonda diğer Mevlevi şeyhlerine nazaran ayrı bir yeri ve önemi vardır.
Giritli şair Hayri’nin Konya’da bulunulan zaman zarfında iki adet şiir okuduğu görülür. Bunlardan ilkini 6 Şubat 1330 (19 Şubat 1915) tarihinde İttihat ve Terakki Müdafaa-i Milliye’nin Bağdat Oteli’nde verdiği ziyafet gecesinde okumuştur. 12 bentten oluşan ve muhammes nazım şekliyle yazılmış olan bu şiirde Hayri, padişahı ve İttihat ve Terakki’yi övmüştür.
Konya’dan ayrılış: 8 Şubat’tan itibaren Konya’da toplanmaya başlayan Mevlevilerin oluşturduğu Gönüllü Mevlevi Alayı 13 Şubat 1330 (26 Şubat 1915) Cuma günü büyük bir kalabalığın katılımıyla ve dualarla Konya’dan trenle cepheye uğurlanmıştır. Bu uğurlama sırasında şair Hayri şehrin valisine hitaben 11 dörtlükten oluşan bir şiir okumuştur.
Yol boyunca her istasyonda törenle karşılanan ve zaman zaman buralarda konaklayan kafilenin güzergâhı şöyledir: Karaman, Tarsus (28 Şubat), Adana (3 Mart), Osmaniye (4 Mart), İslâhiye (9 Mart).
Gönüllü Mevlevi Alayı 12 Mart 1915 (27 Şubat 1330) tarihinde Halep’e ulaşmıştır. Burada bir süre konaklayan Mevleviler çeşitli yerleri ziyaret etmişlerdir.
Son durak Şam: Gönüllü Mevlevi Alayı, Halep’ten ayrıldıktan sonra 27 Mart 1915 (14 Mart 1331) tarihinde nihayet Şam’a varmıştır. Yolda katılan gönüllülerle birlikte yaklaşık bir aylık yolculuktan sonra Şam’a ulaşan kafile diğer bölgelerden doğrudan Şam’a gelenlerle birleşmiş ve Cebel-i Lübnan denilen yerde karargâh kurmuştur. Sıhhiye görevlileri ile birlikte farklı şehirlerde bulunan 47 Mevlevihane’den gelerek birliğe katılanların sayısı 1023-1026 arasındadır. (2)

(Tüm aramalarıma rağmen Amil Çelebi'nin bir fotoğrafını bulamadım. Muhtemelen bu fotoğrafta yer alıyor olabilir diye düşünüyorum.)
Dördüncü Ordu (3) emrinde olan bu alaya ordudan subaylar tayin edilmiş, gönüllü dervişlere onbaşı, çavuş; şeyhlere ise muhtelif rütbeler verilmiştir. Alay komutanlığına ise Mevlâna Dergâhı şeyhi ve Mevlevilerin başı Veled Çelebi getirilmiştir.
Askerî talimler de yaptırılan Mevleviler çatışmalara katılmamışlar, aslen kendilerinden beklendiği üzere ordunun maneviyatını ve moralini yüksek tutmak için çalışmışlar, bundan başka geri hizmetlerde, merkezî karargâhta ve sıhhiyede görev almışlardır.
Şair Hayri Şam’da Cemal Paşa’nın (Bahriye Nazırı ve 4.ordu Komutanı) şerefine Şam Mevlevihanesi’nde verilen ziyafet gecesinde de 32 beyitten oluşan bir şiir okur.
Sonuç olarak;
1915’te Şam’a gelen ve Eylül 1918’e kadar yaklaşık üç buçuk yıl Suriye-Filistin cephesinde daha ziyade geri hizmette bulunmuştur. Alay, Arapların da desteğini alan İngilizlerin bölgeyi işgali neticesinde diğer Türk birlikleriyle beraber geri çekilmiş ve ardından Konya’ya dönmüştür.
Şeyh ve dervişlerin Mevlevihanelerine dönmesi neticesinde alay lağvedilmiştir.
Savaşın mağlubiyetle sonuçlanması ve alayın lağvedilmesi üzerine diğer Mevlevî şeyhleri gibi Amil Çelebi de görev yeri olan Kastamonu Mevlevihanesi’ne geri dönmüştür. Kastamonu’ya döndükten sonra Mehmet Amil Çelebi’nin devlet ve millet adına girişilen hemen her çalışmanın içerisinde bizzat yer aldığını görülmektedir. (Devam edecek)
***