Yunus Türkölmez, "Kastamonu Mevlevihanesi ve Son Şeyhi Amil Çelebinin Milli Mücadeleye Katkıları 1" başlıklı yazısını okurlarına sundu
Kastamonu’daki tarihi eserler içerisinde yeterince bilince çıkmamış bir tekke mevcuttur. Dede Sultan Tekkesi, yani Kastamonu Mevlevihanesi. Banisi Candarlı Süleyman Paşa (1) olan tekkenin ilk şeyhi Dede Sultan olarak yazılsa da bu bilgi tarihsel olarak şüphelidir. Burada detayına girmeyeceğiz ama merak edenler için internet üzerinde yeterli bilgi mevcuttur. (Bakınız (2) nolu dipnot bilgileri)
Ancak burada tarihsel süreci üzerine kısa bir akış sunmaya çalışacağız. Tarihi kayıtlara göre Candarlı Süleyman Paşa’nın ölümü 1339, Dede Sultan’ın ise kaybolan mezar taşında 1514-1515 yılında vefat ettiğinin yazıldığı bilinmektedir. Yani arada nerdeyse 175 yıl fark vardır. Bu kadar süre zarfında tekkenin şeyhsiz olamayacağına göre ilk şeyhleri hakkında bilgi yoktur.
Bilinen ilk şeyhi Dede Sultan’ın adı ise bazı kayıtlarda Celaleddin olarak geçmektedir. Dede Sultandan sonra dergâhın postuna geçen Şeyh Elvan Dede zamanında dergâha ilave binalar yapıldığı ve bu esnada bir mescit ve bir türbe binası inşa edildiği bilgisi mevcuttur.
Bu tarihten sonra tekkenin uzunca bir dönem Nakşiler’in, ardından bir dönem de Kadiriler’in eline geçtiği bilgisi yine kayıtlarda mevcuttur (3).
Nihayet İnebolulu Mehmet Kalender Dede 1871 senesinde, burasını tekrar Mevlevihane olarak faaliyete geçirmek için mücadeleye başlar. Ancak bu süreç bir hayli zorlu geçmiştir. Kalender Dede bu amaçla defalarca İstanbul’a gidip gelir. Sürülür, hapse atılır yine de vazgeçmez ve bu hatta bu mücadelesi sırasında gözlerini kaybeder.

Neticede, 1876 senesinde dergâhı yeniden tam olarak bir Mevlevi dergâhı yapmaya muvaffak olur. Aynı yıl da vefat eder. Kalender Dede’nin yerine, Sivaslı İbrahim Dede postnişin olur. O da on yıla yakın görevini ifadan sonra 1886 yılında vefat eder.
Yerine aynı tarihte oğlu Said Efendi posta tayin edilir. Fakat Said Efendi’nin yaşının henüz küçük ve rüşt olmadığı için kendisine türbedar vazifesinde bulunan Halil Dede vekalet eder.
1894 senesinde Said Efendi asaleten posta tayin edilir. Türbedar Halil Dede ise 1896 senesinde vefat etmiştir.
On iki seneye yakın Kastamonu Mevlevihanesi postnişini olarak görev yapan Said Efendi, Mevlevi tarikatına yakışmayacak davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle görevinden azledilir (4). Erkek evladı olmadığı için yerine, XIX. asrın sonlarında Mevlevi tarikatının en önemli simalarından olan Kayserili Ahmed Remzi Dede, posta tayin olunur.

Remzi Dede, harap halde bulduğu Kastamonu Mevlevihane’sini tamir ettirmiş, eski şeyhten kalan borçları ödemiştir. O sırada şair, edip Süleyman Nazif Kastamonu valisidir. Aralarında geçen bir diyalogdan 19.yüzyılda Mevlevilikte ve diğer tarikatlarda, şeyh tayininin babadan oğula geçmesinin âdetten olduğu anlaşılmaktadır.
1913 yılında Ahmet Remzi Dedenin Halep Mevlevihane’sine tayin olmasından sonra Postnişin olarak Mehmet Amil Çelebi atanmıştır. Göreve başladığında Konya’ya yazdığı bir yazıda Mevlevihane’yi harap bir halde bulduğunun ve burasını da daha önce görev yaptığı Halep Mevlevihanesi gibi mamur hale getirmeye çalışacağını belirtmiştir. Yazısına ayrıca “dergâh-ı şerifin bakım ve onarımı ile birlikte, bir minare ve bir minber yaptırarak cuma namazı kılınabilecek bir hale getirmek için altı yüz liraya ihtiyaç duyduğunu” da eklemiştir.
Hem 1.Dünya Savaşında, hem de Kurtuluş Savaşı döneminde yaptığı katkılar bir sonraki yazımızda anlatılacağından burada hemen şunu ekleyelim. Ölümünden sonra yerine büyük oğlu Tahir Amil Çelebi geçmiştir. Tahir Bey zaten babasının askeri görevleri ve bir süre Konya’daki görevi sırasında zaten babasının yerine vekil olarak görev yapıyordu. Kastamonu Mevlevihane’sinin son şeyhidir.

Cumhuriyet döneminde 1925 yılında çıkarılan bir kanunla tüm tarikatların yasaklanıp, tekke ve zaviyelerin kapatılması sonrasında Kastamonu Mevlevihanesi de kapanır. Kompleks binaları 1935 yılı öncesinde bir süre Kız Orta Mektebi’nin Jimnastik salonu olarak kullanılmış, bu dönemde dergahtaki mezarlar başka yerlere nakledilmiştir.
Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile birlikte vilayetlerdeki cami, medrese, türbe ve dergâhların kütüphanelerindeki her türden yazılı ve basılı eserin yeni kurulan kütüphanelerde toplanmaya başlanmıştır. Bu kapsamda Kastamonu’da medrese ve dergâhlardaki eserlerin de toplanmaya başlanması esnasında Mevlevîhane Kütüphanesi’ndeki eserlerin de sayımı yapılarak Kastamonu Memleket Kütüphanesi’ne devredilmiştir. *
*(Memleket Kütüphanesi, sonraki yıllarda İl Halk Kütüphanesi ismini almış olup, 2013 yılında Kastamonu Yazma Eserler Kütüphanesi’nin kurulmasıyla İl Halk Kütüphanesi’nde bulunan bu eserler Yazma Eserler Kütüphanesi’ne devredilmiştir.)
1952 yılı öncesinde tekkenin yıkılmış ve o tarihte temellerinin açıkta olduğu bilgisi mevcuttur. Mevlevihane yıkılıp yerine İmam Hatip Lisesi inşa edilirken arsanın batı kesiminde bulunan banisi Süleyman Paşa’nın mezarı ise İsmail Bey Türbesi haziresine nakledilmiştir.
Burada hemen akla şu soru geliyor. Candaroğulları Beyleri ile Mevlevilik arasındaki ilişkinin etkisi ve düzeyi ne idi? Candaroğlu Beyliğinin kurucusu sayılan Süleyman Bey kendisi de bir Mevlevi mi idi, ya da sadece siyaseten mi tekkenin kurucusu, koruyucusu oldu?
Bu ilişkinin o dönemde Anadolu siyasi coğrafyasında güçler dağılımında son derece etkili ve belirleyici olan Moğol siyaseti ile ilgisi ve veya yakınlığı ne idi? Moğolların Anadolu Genel Valileri Selçuklu Devletinde bile kimin iktidar olacağını belirleyen bir güç idi. Mevlâna Celaleddin Rumi için hep söylenen “Moğol Yanlısı bir duruşu vardı” söyleminin bu ilişkide etkisi neydi?
Bu ilişkinin o dönemde Anadolu siyasi coğrafyasında güçler dağılımında son derece etkili ve belirleyici olan Moğol siyaseti ile ilgisi ve veya yakınlığı ne idi? Moğolların Anadolu Genel Valileri Selçuklu Devletinde bile kimin iktidar olacağını belirleyen bir güç idi. Mevlâna Celaleddin Rumi için hep söylenen “Moğol Yanlısı bir duruşu vardı” söyleminin bu ilişkide etkisi neydi?
Yaptığım okumalarda konunun bu yönünün neredeyse hiç ele alınmadığını gördüm. Sadece Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebi’nin Kastamonu’ya gelerek Süleyman Paşa’yı ziyaret ettiği ve akabinde de şehir merkezinde bir Mevlevihane kurulduğu bilgisi mevcuttur. O da sadece bir iki cümle…
Bence üzerinde durulması gereken bir konu bu. Daha sonraki Candaroğulları Beyleri döneminde bu ilk başlardaki ilişki nasıl bir süreç izledi doğrusu benim için bir merak konusu…
Ve son olarak Mevlevihane’nin tarihinden şu notları da ekleyelim. 1883 ve 1898 yılları arasında yayınlanan Konya Salnamelerinde, Kastamonu Mevlevihanesi zaviye (küçük tekke) olarak kayıtlı iken, Veled Çelebi döneminde (1910-1919) tertip edilen listelerde ise âsitaneler (büyük tekke) arasında gösterilmektedir.

***
Tekke şehrin önemli dini ve kültürel merkezleri arasında yer almıştır.
Günümüzde bu kompleksin bazı binaları fiziksel olarak büyük ölçüde hasar görmüş, yıpranmış olarak hâlâ varlığını korumaktadır.
Mevlevihane mimari olarak klasik Osmanlı dergâh şemasını yansıtırken, aynı zamanda Klasik Mevlevihane Mimarisi olarak da semahane, mescit, türbe, selamlık, harem ve derviş hücrelerini içeren bir külliye düzenine sahipti.
Ancak bunların çoğu fiziki olarak günümüze ulaşamamıştır.
Yapı kompleksin önce 1672-73, daha sonra da 1849-50 yıllarında esaslı bir tamir gördüğü, en son olarak da 1916-17 yıllarında tamir için bir komisyon kurulduğu bilgisi mevcuttur.
Günümüze orijinal haliyle ulaşabilen ise sadece Dede Hamamı ve bitişiğinde eski bir bina kalmıştır. Hamam 1514-1515 yıllarındaki Şeyhi Dede Sultan tarafından Mevlevihane'ye gelir getirmesi amacıyla vakıf olarak inşa ettirilmiştir. Semahane ve ana dergâh binası ise zamanla yıkılmıştır.
***** (devam edecek)