Küresel Gazeteciler Konseyi’nin Özbekistan Gazetecilik ve Kitle İletişim Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlediği “Türk Dünyası Medya ve Eğitim Paneli” için kadim Türk yurdundayız.
10 ayrı ülkeden toplam 40 gazetecinin katıldığı bu organizasyona arkadaşım Mehmet Tuğcu ile birlikte katıldık.
Daha önceden Özbekistan’a giden dostlarımız şöyle diyordu “Özbekistan anlatılmaz, yaşanır…”Gerçekten de öyleymiş.

Macera dolu bir yolculuğun ardından ecdadımızın asırlar boyu hüküm sürdüğü ve inanılmaz tarihi yapıtlarını inşa ederek imzasını attığı bu kadim Türk devleti gerçekten görülmeye değer bir coğrafya.
Türkiye’nin ünlü tarih bilimcisi merhum İlber Ortaylı’nın “Dünyada tek bir yer görecekseniz, orayı görün.” dediği Semarkand’ın kalbi Registan’dayız.
Registan’ın Türkçe anlamı kumluk alan veya kumlu meydan. Tarihi ipek yolunda ticaretin döndüğü meydan.
Türkistan’ın (Orta Asya) merkezi olan Registan Meydanı, Selçuklu Devletinin kurulduğu, ilimin ve bilimin merkezi.
Bu kadim meydana vardığımızda dünyadaki en ihtişamlı yapıtlar bizi selamlıyordu. Bir tarafında Uzay Bilimleri Fakültesi, diğer tarafında tıbbiye, karşı tarafımızda ise zamanın adeta durduğu muhteşem mozaik ve çini kaplamalı devasa yapıtlar.

Yüzyıllar boyunca Türkistan coğrafyasının ilim ve bilim merkezi olan bu tarihi yapıtlar ve meydan Türk İslam Mimarisinin yeryüzündeki en güzel ve en ihtişamlı bölgesi.

Büyük Türk komutanı Emir Timur’un memleketi. Timur İmparatorluğu’nun ihtişamını günümüze taşıyor bu kadim coğrafya. Uluğ Bey, Şer-Dor ve Tilla Kari medreseleriyle Türk İslam Mimarisinin yer yüzündeki en büyüleyici zirvesi. Turkuaz çinilerin adeta gökyüzü ile birleştiği, zamanın adeta durduğu bu toprakları mutlaka ziyaret etmelisiniz.
Özellikle akşam saatlerinde insanı büyüleyen ve dinlendiren hafif bir Semerkand müziği eşliğinde bir renk ve ışık deryasının ortasında kendimizi buluyoruz.

Özbekistan’ın başkenti Taşkent, 1966 yılında yaşadığı büyük bir depremin ardından kurulan ve Türk İslam Mimarinin yeniden ayağa kaldırıldığı bir kent.
Semarkand ve Buhara ise nasıl anlatılır bilmiyorum ama adeta çölün ortasında açan bir gül bahçesi gibi.
Medeniyeti, mimarisini ve altyapısını incelemek için Türkiye’deki belediye başkanları batı ülkeleri yerine bence bu coğrafyayı örnek almalılar.

Yatay Türk mimarisi ile yapılmış planlı şehirler. Geniş yolları ve tek renk (pastel) boyalı ve süslemeli evleri. Trafikte bir tek korna sesini dahi duymadığınız sürücüleri, insana saygılı, naif (abi, abi) diye seslenen esnafları…

Ana yolların kenarları inanılmaz ağaçlar ve hemen iki metre içeride yine ayrı bir peysaj ile düzenlenmiş yaya yolları ve bağlantıları.
Bir haftalık bu unutulmaz seyahatte o kadar çok anlatacak hikayemiz var ki. Bu kısa makalede hangi birini anlatayım.

İpek fabrikaları, elle dokunan muhteşem halıları, kıyafetleri ve ev dekorasyonları… Hepsi bu kadim Türk yurdunda gördüğümüz emek ve ustalık gerektiren değerli ve anlamlı eserler…

Uçak yolculuğu, hızlı tren ile Semarkand devamında otobüs ile Buhara ve çöl ortasında açan bir çiçek bahçesi görünümündeki Hive en sonunda ise Urgenç şehri.
Son olarak; Bazı ülkeler ve coğrafyalar gezilir ve unutulur. Bazı coğrafyalar vardır ki hayatınızda iz bırakır. İşte bu kadim Türk yurdu da öyle bir yer.

Türk Mimarisini, medeniyetini, kültürünü, tarihini naif ve samimi insanlarını iliklerimize kadar hissettiğimiz ata yurdumuz kadim Özbekistan’ı unutulmaz anı ve deneyimlerle hafızamıza işleyip, cennet vatanımıza dönüyoruz…

GÜNÜN SÖZÜ
“Yaxshi insan…
-dargoya at, daryo billsa,
balıg bilsin, balıg bilmesa xudo bilsen.”
(İyilik yap denize at, balık bilmezse, Halik ‘Yaratıcı’ bilir.) (Özbek Atasözü)
Anlamı: Karşılıksız iyilik yapmayı ve yapılan iyiliğin gösterişten uzak olmasını öğütleyen bu atasözü, Özbek kültüründeki cömertliği ve tevazu felsefesini özetler.