Aşk Yazarı Mustafa Çifci, Üç Fidan başlıklı yazını okurları ile paylaştı.
Güzel sözlerin tek başına bir anlamı yoktur, içini doldurmak gerekir
Sevgiyi hissettirmek gibi
Yaşamı, hayatı ve insanı anlamak için sadece sözler de yetmez!
Zihnini bilgilerle dolduracaksın,
Yeni buluşları, ilk icatları merak edip okuyacak,
İnsanlığa yön verenleri tanıyacak, bildiklerini çevrene anlatacaksın.
Başlaman gereken yer aslında yok basit,
Mesela bir türkünün yazılış öyküsünü oku, destanları araştır
Bir yerde acılar içinde yazılırken türkünün,
Bir başka yerde, bir başka zamanın içinde eğlencelik olarak dinlendiği hatırla
Ve sonra,
Ve sonra çıkmaz yollarda kaybolmuş gibi kaybol yüreğinin ortasından..
Korkma, kaybol!
Nasıl olsa nereye gidersen git seninle gelecektir yüreğindeki acı
Ve çocukluk anıların…
Bilirim şiirler kalbini deler geçer yalnız gecelerinde
Bir türkü de tutturamazsın acının içindeyken
“Bir pazar sabahıydı, Ankara kar altında
Zemheri ayazıydı, yaz güneşi koynunda
Ucuz can pazarıydı kalemim düştü kana,
Zalimler pusudaydı bedenim paramparça
*
“Uğurlar olsun, uğurlar olsun,
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem bir kırık gözlük
Yürekli yiğitlere hatıran olsun” (*1K)”
Dur orada!
Otur, olduğun yere
Bu kadar acı fazladır insan yüreğine
Ve acı, köreltir, susturur insanın dilini
Bir ömürde kaç defa ölür insan?
Ve sonra,
Tolstoy’unun sözü geçsin aklından o yürüyüş yolunda;
“Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır”
Ve sonra Rodrigo'nun Gitar Konçertosu (*3) dinle,
Piyanistin parmakları gitara değil, sanki yüreğin teline vurduğunu hisset
Her notada kan gölüne düşmüş gibi, içinde bir acı hissediyor musun?
Ceplerine doldur gözyaşını kimseler görmesin
Okurken üç fidanın son günlerini
Bilirim dayanmaz yüreğin, ağlarsın…
“İdam günü gelip çatınca, o sevdiğim, alıştığım giysilerimi giyeceğim: postallarımı, parkamı.
Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim.
Kesin. Direneceğim ve giymeyeceğim.
Öyle her zamanki eyleme gidiş tavrımla gideceğim”
Yok, traş falan da olmayacağım.
Gidip, oturup, önce bir sigara yakacağım orada.
Sonra demli, sıcak, güzel bir çay içeceğim.
Ha bak, Rodrigo’nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada.
Bak, bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son istediğini geri çevirmezler.
Bunu isteyeceğim.”
Bunları okurken,
Kalbinin tam orta yerinde kaç fidan kırılıyor?
Gözlerin doluyor, değil mi?
Çiçek açmadan solduğunu görünce genç ağaçların.
Ya da bilmiyorsan bunun öyküsünü,
Sormak isterim sana, ağız dolusu gülüşlerin ne kadar oldu, karnına ağrılar girdi mi gülmekten?
Çünkü gülebildiği kadar ağlar insanoğlu…
Sevebildiği kadar nefret eder
İnsanın erdemi nefretini yok etmede gizlidir
Aşkını, kadınını kana bulayanların gelişmemiş insan hallerini düşün
Bir zamanlar seviyordu, çiçekler hediye ediyordu
Her şeyin fazlası zarar dedikleri işte budur!
Sevginin bile
Kontrolsüz aşkın bile
Çünkü fazlalık kabına sığmaz, taşar, kirletir her yanı
Ne gülüşlerin güzelliğini ne sevinçlerin coşkularını anlatabilirim,
Ne de acıların derin izlerini yazacak kadar bulunur mürekkebim…
Ve bilirim ki, kimi acılar asla anlatılamaz!
Ateş düştüğü yeri yakar, kimseler göremez,
Görünen tarafı sadece dumanıdır
İnsan tek başına yaşar hüznünü, hastalığını, karşılıksız sevdasının acısını
Derler ki acı tek kişilik sofradır
Bal yesen de almaz tadını dilin damağın sanki zehirdir
Umutlarını da kaybedersin beklediğin haber gelmeyince
Sen bütün hayatını onunla düşünürken
Hiç umurunda olmadığını anlayınca
Batırırsın umutlarını ufuklarda
Karanlığın tamamı senindir artık
Yıldızsız gökyüzü de senindir
Ama uzun sürmemeli güneşin doğuşu
Yeni umutları ekmelisin yüreğine
Ve aklına gelmeli Paul Valery şu sözü (*E):
“En büyük yalnızlık; başka kişilerle bir arada bulunmaktır.”
Ve güvenin tam olmalı kendine
Yalan söyleyen, sevmeden sevdim diyen sen değildin,
Ve gurur duymalısın kendinle Leonardo da Vinci’nin sözüyle (*D):
“Yalnız olduğunuzda her şey size aittir. Yanınızda biri varsa yarısı size aittir.”
Yalnız değilsindir, her şey senin, gittiyse sevdiğin yüreğinin tamamı senin…
Ve karanlığın içinde gökyüzünde çarpan bir şimşek gibi beyninde çakmalı,
“Bir insanın değerinin ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklından çıkarma.” Dediğini Aurelius (*F)
Ve sonra şiirlerine bak
Kitaplarına bak
Okuduğun kitaplara bak
Kendi değerini kendin ver, bırakmadan değersizlere…
Ve asla unutma Karl Marx’ın şu sözünü: (*G)
“Tarih ancak ortak çıkarlar için çalışmış insanların yüceliğini kabul eder. En mutlu insan en fazla sayıda insanı mutlu eden insandır.” Dediğini.
En sonra kendine bak,
Nasıl görünüyor çevren,
Gökyüzün hangi renk?
“İnsan kalbinde ne taşıyorsa, dünyaya bakınca da onu görür” der Goethe- (*E)
Senin dünyan hangi renk…
En çok hangi rengi seviyorsun!
*
Kimi özlüyorsun gecenin içinde
Yaprakları dökülmüş bir yolda yürürken
Kırılan her yaprak sesinde aklına düşüyorsa anıların
Bedenin terliyken üşüdüğünü hissetmek gibidir özlemek
Bir köz parçasının alevini
Avuçlarında söndürmek istedikçe
Daha da yanmak
Daha da acının koynuna düşmektir
Özlemek geri gelmeyeceğini bildiğin halde
Boş yere beklemek, değil midir?
Oysa hepimiz biliriz geri gelmeyecek gerçeğini
Bilmediğimiz gerçek ise şudur: gerçeğin duygusu tam hissedilmez
Ve özlemek dermanı olmayan tek taraflı bir hastalık gibidir
*
Korkuların
Kimseye aldırış etmeden
Değer verdiğin şeylerin değersizleştiğini görünce
Gözyaşının soğuk damlalarını akıtma
Sakın ağlama ki
Ellerine bulaşmasın gözyaşın, çıkmaz lekesi
Sakın ağlama bir deniz kenarında
Düşmesin tek bir damlası denize
Tüm denizin maviliği yok olabilir
Ve sakla gözlerindeki hüznü
İnsanlardan sakla
Sevdiklerinden sakla
Dostlarından sakla
Sakla ki,
İnsan yanını unutup
Güçsüz demesinler sana…
Ve sonra kendi sigaranı kendin sar
Tütün yerine acılarını kullan
Dumanında ara geçmiş günlerinin anılarını
Ve düşün son birlikte olduğun günü
Göreceksin bak ayrılık sözlerin nasılda ateşe dönmüş
Kelimelerin yarası soğuk kurşun gibi saplanmış
Hayat kolay değil hassas yüreklere
Kristal camlarda kırılır
Ve unutma
Yıllara,
Aşklara,
Hayatın akışını
Gözyaşına
Ağır dolusu gülüşlere
Asla sözün geçmez olur..
*
Öyle güçlü sanma kendini
Sanıldığı kadar güçlü değildir
Gün gelir zavallının biri olur insanoğlu
Denizaltıları yapıp füzeleri uçurur da
Bir damla gözyaşına, bir yan bakışa kırılır dizleri
Tutmaz olur elleri
*
Artık biliyorum ki,
Beslenmesi zorunlu olan üç dengesi vardır insanın; Beden, Ruh, Zihin
Bedenin ihtiyacını mide doyurur, beslenmesi gerekir. Bedenler var olmanın somut hali anlamına gelir.
Ruhun ilacı sanattır. Sanatsız her şey yarım kalır. Ruh, hisseden tarafımızın soyut hali demektir.
Zihnin ilacı bilgidir. Bilgisizlik boşluk anlamına gelir. Duyguların düşünceye dönüşmesine zihin diyebiliriz.
Bunlar tamam olmadan gerçekliği kavramak imkânsızdır.
*
Bedenin, ruhun, zihin aynı oranda doyarsa anlayabilirsin bazı şeyleri…
Dengesiz ilişkileri olan insanlara,
Kavgacı ve geçimsiz kişilere bakmayı bilirsek bunlardan birinin eksik olduğunu görürüz.
Görebilmek için de, bedenin, ruhun, zihnin dolu olması gerekir..
Çünkü farkındalık bilgiyle gelen aydınlanmadır.
Ve hepimiz bildiğimiz kadar yaşarız bu hayatı…
Bilmediğimiz her şey bizim dışımızda kalır, yok sanırız
Ve bilmezsek eğer, bir yanlışın içinde yer alırız üstelik doğru sanarak
Doğruyu bilmediğimiz için, güçlünün doğru olduğunu kabul ederiz.
“Cahil insan kuru ağaca benzer” der bir atasözümüz…
Ve ekler Oscar Wilde; “Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece varlığını sürdürür.” [*1]
Ve aklımıza düşer hemen Yunus Emre’nin o muhteşem sözü: “İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendin bilmezsin Ya nice okumaktır.” [*2]
Ve son noktayı koyar bir İskoç Atasözü: “Yaşarken mutlu olmaya bak çünkü uzun süre ölü kalacaksın.”(*A]
*
Gittiğini haber verseydin sevgili
Gizlice gitmek niye ki
Geceden daha karanlık başka ne var diye sorma
Yalnız kalan bir kalbin içi daha karanlıktır geceden
Sen her şeyi alıp götür, ne varsa topla git
Hesabımız kalsın bir başka yaşama
Ciğerlerini sökercesine bağırsaydın yüzüme doğru
Yanıldığını
Pişman olduğunu
Hata yaptığını
Ve sana yazdığım şiirleri
Yırtıp yırtıp
Üstüme üstüme atıp gitseydin
Dökülseydi ellerinden
Dalından kopan yapraklar gibi ayaklar altına kâğıt parçaları
Ezilseydi
Ve yağan yağmurlarla birlikte
Silinip yok olsaydı kelimeler
Suya yazılan bir aşk olsaydı yaşadığımız
Belki bu kadar
Bu kadar acı vermezdi
Sözlerin kurşun olsaydı
Sözlerin yakıcı bir mermi
Sözlerin dönüşü olmayan başlangıçlar yaratmış olsaydı
Sırtımdan değil
Göğsümden kendin vursaydın
Bu kadar acı hissetmezdim belki de
Acılarım çöreklenmezdi yüreğimde gece yarılarında
Hiçbir şey demiyorum sana
Ne dersen de,
Ne söylersen söyle
Kabulümdür
Çekilirim yolundan
Kavgam yok seninle
Kendi zayıflığımdır
Başım üstüne olsun tüm sözlerin
Sana mutluluklar dilerim
Yarım kalsın o çok sevdiğimiz şarkı
Tamamen kaybedeceksem seni
Kalsın o savaş
Sen tanıdığım gibi kal yeter
İmkânsızım ol
Kavuşamadığım ol
Çok sevdiğim ol
Canımdan öte can ol
Yetişir bana
*
Yüreğinde neler yaşadığını, neler çektiğini, acılarını, yalnızlığını, hüznünü
Birilerini ne kadar çok sevdiğini,
Ve sevilmediğin yerleri!
İnsanın kendisi bilir, kendi yüreği hisseder…
Verdiğin tepkiler,
Stresin
Ve kavgan
Ve karşı çıktıkların,
Ve zorla gülümsemelerin,
Ve söylemek isteyip de, diyemediklerin
Kabul edemediklerin,
Bardağı dolduran fazlalık gibi, artık taşımakta zorlandıklarındır.
Ve beslemeyip aç bıraktığın iç dünyanın kötü etkilerini
Birilerini üzerek, birilerine zarar vererek kapatamazsın.
Sokakta yürürken karşısına çıkan hayvana tekme atanın eksikliğini gör,
Sevmiyorsa zarar verme hakkının olmadığını anlat!
Şiddetin kadını kızı olmaz, hepsi aynı kapıya çıkar
İnsan onuruna zarar veren her şeye karşı çık
Sen ki Yüce Tanrı’nın en büyük varlığısın,
Kendine iyi bak, kendini iyi besle ki,
Kendine yakışanı yap!
Başkası hakkında düşündüğün iyi ya da kötü her duygu ve düşüncen,
Kendi içindeki eksikliğindir..
Asla saygısız sözler, davranışlar sergileme,
Elindeki telefonla değil
İnsan tarafınla konuş…
Ve unutma, herkesin bir yalnızlığı var ve herkesin derdi kendine göre büyük!
Kendi hayatını yaşayamayan yüzlerce insan var
Kendine değil başkaları için yaşayan binlerce insan olabilir…
İşte tam burada, yeri geldiğinde hatırlanmadan olur mu Judy Garland’ın sözü:
“BAŞKASININ İKİNCİ VERSİYONU OLMAK YERİNE DAİMA KENDİNİZİN İLK VERSİYONU OLUN.”
Bilirsin her günün sonunda kendi güneşini batırır insan, yaşadığı günün kıymetini veremeden ve yarınını bilmeden girer gecenin içine…
Var olmakla kalma sen de,
Önce kendi için
Yaşa! [Aşk Yazarı Mustafa Çifci- Mart, 12.03.2025]
Bilgi Notları:
[Yazarın Notu: Bilimsel anlamda bedenin, ruhun, zihnin farklı anlamları vardır. Ben sadece aklımda olan genel bilgimi yazdım. Konunun detayları akademik bilimsel yazılarda aranmalı. Benim amacım insanlara kısa ve öz bilgi vermektir.]
Kısa Bilgi: [*1] Oscar Wilde (1854 -1900 İrlandalı. Büyük Britanya'nın en başarılı yazarlarından. Kaynak: [*1] https://tr.wikiquote.org/wiki/Oscar_Wilde
Kısa Bilgi: [*2] Yunus Emre, Anadolu sahasında yetişmiş Türk şair ve mutasavvıf. 13. yüzyılın son yarısı ve 14. yüzyılın başlarında yaşamış Türkmen bir derviş olan Yunus Emre, Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsüdür. Oğuz Türklerinin konuşup yazdığı yazı dilinin en önemli temsilcisidir. 1240 senesinde Eskişehir’de doğduğu düşünülür. Kaynak: [*2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Yunus_Emre
Kısa Bilgi: [*3] Concierto de Aranjuez İspanyol besteci Joaquín Rodrigo tarafından klasik gitar için bestelenmiş ve Rodrigo'nun Gitar Konçertosu olarak bilinen eseri. 1939 yılının başlarında Paris'te II. Dünya savaşının gerilimli ortamında bestelenmiştir. Deniz Gezmiş'in son arzusu, idam edilmeden önce Rodrigo'nun o meşhur Gitar Konçertosu'nu dinlemekti. Dinleyeni büyüleyen bu eşsiz melodinin, İspanya'daki devrimci mücadelede başlayan ve 68 Kuşağı'nın devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş'e kadar uzanan o muazzam hikâyesidir. Rodrigo, 3 yaşında iken difteri salgınında gözlerini kaybetmiş bir piyanisttir.
Kaynak: [*3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Joaqu%C3%ADn_Rodrigo
Kısa Bilgi: [*3] “Gülünün Solduğu Akşam kitabından birkaç bölümü, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve yine 2006 yılının 6 Mayıs günü yaşamını yitiren Erdal Öz anısına paylaşıyoruz” Leyla Alp yazısından alıntı.
Bu olayı Deniz' le aynı koğuşta kalan Erdal Öz, Deniz Gezmiş'in ağzından şöyle nakleder:
“İdam günü gelip çatınca, o sevdiğim, alıştığım giysilerimi giyeceğim: postallarımı, parkamı.
Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim.
Kesin. Direneceğim ve giymeyeceğim.
Öyle her zamanki eyleme gidiş tavrımla gideceğim. Yok, traş falan da olmayacağım.
Gidip, oturup, önce bir sigara yakacağım orada.
Sonra demli, sıcak, güzel bir çay içeceğim.
Ha bak, Rodrigo’nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada.
Bak, bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son istediğini geri çevirmezler.
Bunu isteyeceğim. Bak dostum, şu gördüğün arkadaşların hepsi de asılacak belki. Hepsi de idamla yargılanıyor, biliyorsun. Bu çocukların yaş ortalaması yirmi bir falan. Gencecik çocuklar. Görüyorsun, şarkı söylüyorlar. Buradan çıkıp kurtulsalar bile bunların büyük çoğunluğu dışarıda kesinlikle şurada burada vurulup ölecek insanlar. Korkuları yok. İnançları var. İnanmış güçlüdür, korkmaz. Bunlar, okullarında da kendilerini kabul ettirmiş insanlar. Hepsi de okudukları okulların en başarılı öğrencileri. Ama bak, şarkılar söyleyerek ölüme karşı hazırlanıyorlar. Sen de gördün, sen de okudun savunmalarının bir bölümünü; ipin ucundayken bile kimse kendini savunmaya kalkışmıyor, kimse kendi başını kurtarmaya çalışmıyor. Devrimci tavır budur. Sanki savunma değil de Türkiye’nin sorunlarını inceleyen bir kitap yazıyor gibiler. Amaçları yanılmamak, Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi açıdan yaklaşmak, gerçekçi, somut çözüm önerileri getirmek.
Dedim: Ondokuz yaşında insanlar var aralarında.
Öyle sanıyorum ki, ölüme karşı duyulan bu duygular, bütün devrimcilerde vardır.
Bu işe girdik bir kere…”
Kaynak: [*3]https://www.gazetekadikoy.com.tr/edebiyat-hayatindan-hatirlamalar/erdal-z-deniz-gezmis-anlatiyor
Diğer ekler: (*A) https://id.pinterest.com/pin/725853664915614049/
Kısa Bilgi: [*D] Leonardo da Vinci (1452-1519) İtalyan Rönesans sanatçısı, mimar, mühendis ve bilim insanıdır. En sevilen eserleri arasında MONA LİSA portresi ve SON AKŞAM YEMEĞİ duvar resmi yer almaktadır. Tarihin en büyük akıllarından biri olarak kabul edilir.
Kaynak: https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-18002/leonardo-da-vinci/
Bilgi Notu: [*E] Paul Valery, Fransız şair, yazar ve düşünürdür. 20. yüzyılın en büyük şairlerinden biridir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Paul_Val%C3%A9ry
*1K / "Uğurlar Olsun" Söz: Ali Çınar Müzik: Selda Bağcan
- (*F) Marcus Aurelius Antoninus Roma imparatoru olan Stoacı bir filozoftur. Nerva-Antoninus hanedanının bir üyesi, daha sonra Beş İyi İmparator olarak bilinen yöneticilerin sonuncusudur. MÖ 27'den MS 180'e kadar süren göreceli bir barış, sükûnet ve istikrar çağı olan Pax Romana'nın son imparatoruydu. 140, 145 ve 161 yıllarında Roma Konsülü olarak görev yaptı.
Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Marcus_Aurelius
-(*G)- Karl Marx, 19. yüzyılda yaşamış Alman filozof, politik ekonomist ve bilimsel sosyalizmin kurucusudur. https://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_Marx
(*E) Goethe: Alman edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve doğa bilimcidir. 1749- 1832.
Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Johann_Wolfgang_von_Goethe