Onu henüz çocukken tanımıştım. Aynı köylüydük. Babam ve amcamın iyi dostuydu. Karayollarında yol şube şefliği devamında müdürlük yaptı. İnşaat Mühendisiydi. Memuriyetten istifa etti müteahhitliğe başladı. Alatarla (Germeç), Uzunkavak ve Çetmi köylerinin sulama kanal işinin müteahhitliğini almıştı. Bu sulama kanal işini yaparken bir çok defa oturup sohbetimiz oldu.
Vatanseverdi, Atatürkçü İlke ve İnkılaplarını benimsemiş üst seviyede bir Türk Milliyetçisi ve en önemlisi de Kastamonu’nun tüm değerlerini savunan bir kafa yapısına sahipti.
Gönül verdiği Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) siyasete atılmayı düşünüyordu ve ilk röportajını hemşehrim olması hasebiyle bana vermişti.
“Benim iki tane Mustafa’m var, birincisi Muhammed Mustafa, diğeri de Gazi Mustafa Kemal” derdi.

CHP, merkez ilçe başkanlığı, il başkanlığı ve milletvekili yapmak nasip oldu ona…
Memleketin değerleri için TBMM’nde elinde sarımsak ile meclis kürsüsüne çıktığı zaman bir anda tüm Kastamonu’nun takdir ettiği bir milletvekili oluverdi.
Sözünü kimseden esirgemezdi. Ağzına geleni konuşurdu, konuşurdu ama boştan da konuşmazdı.
Taşköprü bölgesinin en önemli sanayi ürünü olan sarımsak, şeker pancarı ve kendir için çok büyük mücadeleler verdi.
Kastamonu’ya rekabetçi özel bir hastane kurulması için kendi partisine gönül vermiş olan Atıf Uğurlu’ya destek vermek için ömrünü verdiği ve tüm kazanımlarını koyduğu Ata Öğrenci Yurdunu temlik bile verdi. Atıf Uğurlu’ya güvenmenin bedelini çok ağır ödedi.

Kimden bahsettiğimi anladınız sanırım.
Tüm Türkiye’nin ‘Sarımsakçı Vekil’ olarak tanıdığı özü sözü bir oyunu satmayan, davasını satmayan Germeç’in yiğit evladı Merhum Mehmet Yıldırım’ı Kastamonu bugünlerde o kadar çok arıyor ki…
Belinde toplu tabancası ile tam bir Germeç Beyefendisiydi. Sözünü kimseden esirgemezdi.
CHP’yi büyütmek için 43 yıl altı ok bayrağı şanla şerefle taşıdı.
Çok haberini yaptım. En özel röportajları, en özel haberleri ben yapmıştım onunla.
Tıpkı babam gibi oda kansere yakalanmıştı. Yıllarca bu amansız hastalıkla mücadele etti. En sonunda Kuzeykent’teki evine kapandı ve yatağa düştü. 13 Mayıs 2024’te hayata gözlerini yumarak Hakk’a yürüdü.
Hasta yatağında yatarken Germeç’ten ortak bir dostumuzu telefonla arıyor ölmezden bir ay kadar önce Mehmet Yıldırım; “ İzzet Sarı’yı aradım ulaşamadım. Bir şekilde ulaşın bana gönderin. Siyasete girerken ilk röportajımı ona vermiştim. Son röportajımı da ona vermek istiyorum diyor!”
Babamın tedavisi için sürekli Ankara’ya gelip gittiğim için hastanedeki nükleer tıp bölümüne girerken telefonlar çalışmıyordu. Yıldırım beni defalarca arayıp ulaşamamış olmalı ki, ertesi gün haber ulaştı ve ben hemen yanıma İHA Bölge Müdürü Murat Kanber’i alarak Kuzeykent’teki evine ziyaretine gittim.
Hastaydı ve arttık yüzü solmuş ve bitkindi. Elinde bastonu ile bizi yattığı çekyattan kalkarak karşıladı. Salonun en özel köşesinde çerçeveli kocaman bir fotoğrafı vardı. TBMM kürsüsünde elinde sarımsak ile çekilmiş fotoğraf gözüme takıldı. Uzun süre o coşkulu konuşmasını televizyonlar canlı veriyor ertesi günü tüm ulusal gazeteler manşete taşıdığını hatırladım bir anda.
Uzun uzun sohbet ettik.
Yaklaşık iki saatlik bir röportaj yaptık. CHP’yi ve Kastamonu’yu konuştuk.
“İzzet ben yolun sonuna geldim. Biz Germeçliyiz… Bu memleketin Germeçlilere ihtiyacı var. Bizim memleketin suyu sert, insanı merttir. Suyundan havasından olsa gerek bizim sarımsağımızda çok acı ve serttir. Memleket git gide kozmopolitikleşiyor. Dışarıdan gelenler oluyor. Bu dışarıdan gelenler siyasete, medyada ve bürokraside söz sahibi olmak istiyorlar! Sakın meydanı boş bırakmayın! Benim eski sağlığım olsa bunlara (Hikmet Erbilgin, Hasan Baltacı) memleketi dar ederdim! İşin garip tarafı şu; Bunları partiye ben kayıt ettim. Partiyi o yıllarda büyütmek istiyorduk. Bir gün bunlar bana geldi. Önce biz 40 kişiyiz bizi CHP’ye üye yap dediler. Sonra bu 40 kişi 400 oldu. Bende o günün şartlarında kabul ettim. Elim kırılsaydı da kabul etmeseydim!”
Bunlar o zaman bizden gerçek yüzlerini gizlediler! Anayasa Mahkemesi EMEP’i kapatınca bunlar bizim partiye sızdı!
EN ÇOK AĞRIMA GİDEN NE BİLİYORMUSUN?
Benim en çok ağrıma giden ne biliyor musun İzzet. Ben bu partinin 43 yıl (Sodep, 12 Eylül öncesi ve sonrası bayrağını taşıdım. Hikmet Erbilgin, Hasan Baltacı şimdi Turhan Topçuoğlu’nun, Ali Köse’nin evini ziyarete gidiyorlar, çok seviniyorum. Oy devşirmek için gittiklerini biliyorum! Gitsinler onlarda bu memlekete hizmet etmiş insanlar. Hasan Baltacı ile aynı sitede oturuyoruz. Evi 50/100 metre ileride. Her gün benim evin önünden geçiyor. Daha bir gün kapımı çalıpta abi geçmiş olsun, yapacak bir şey var mı diye sormadı! İşte beni kahreden olay bu!
Ey Kastamonu size son defa sesleniyorum. Ben ölüyorum ve ben öldükten sonra benim bu röportajımı çok daha iyi anlarsınız. Hikmet Erbilgin ve Hasan Baltacı ve de İnebolu’daki hocaları bunlar üçlü bir sacayağıdır. Aralarına kimseyi sokmazlar. Masum, saf temiz insanları bir payanda gibi kullanırlar. Tıpkı beni kullandıkları gibi. Lütfen dikkat edin!”
Noktasına virgülüne dokunmadan yaptığımız iki saatlik röportajı montajlayarak bir bölümünü yayınlıyorum.
Aslında ben bu makaleyi Mehmet Yıldırım’ın ölüm yıldönümünde yazmayı düşünmüştüm.
Lakin Türkiye ve Kastamonu siyaseti öyle bir noktaya geldi ki, bu makaleyi bugün yayınlama kararı verdim.
Merhum Mehmet Yıldırım ile çok anılarımız vardır. Dönemin Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Yıldırım ve ben bir gün beraberce yolculuğumuz oldu. Uğurlu Hastanesinin açılması için Müezzinoğlu’na tam bir saat boyunca Uğurlu’yu ve Kastamonu’nun sağlık sorunlarını beraber anlattık o yıllarda. (Bun röportaj yerel basında yayınlandı)
Germeç’in yiğit delikanlısı kıymetli hemşehrim; Bu gün Türk siyasetinin ve Kastamonu siyasetinin sana o kadar çok ihtiyacı var ki bu kısacık makalede anlatamam.
Seni çok özlüyoruz…
Ruhun şad, mekanın cennet olsun.
GÜNÜN SÖZÜ
"Umutsuzluğa kapılma; en parlak yıldızlar en karanlık gecelerde ışık saçar."