Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Hatun, Mayıs ayının ilk günlerini kapsayan bir grup gezi kapsamında Sinop ve Kastamonu hattında gerçekleştirdiği ziyaretleri kaleme aldı. Tarih, doğa ve kültürün iç içe geçtiği bu yolculuk, katılımcılar için yalnızca bir gezi değil; Anadolu’nun “derin hafızasına” yapılan bir keşif niteliği taşıdı.

Taşköprü’den Kastamonu’ya uzanan coğrafya

Gezinin Kastamonu ayağına geçiş, Taşköprü üzerinden gerçekleşti. Bölge, Gökırmak havzası boyunca uzanan verimli ovaları, zengin su kaynakları ve tarımsal çeşitliliği ile dikkat çekiyor. Özellikle dünyaca ünlü sarımsağıyla bilinen Taşköprü, aynı zamanda tarihi köprüsü ve alüvyal toprak yapısıyla bölgenin tarımsal kimliğini şekillendiriyor.

Taşköprü-11

Devrez ve Gökırmak vadileri boyunca uzanan doğal yapı, Tosya pirinci gibi ürünlerin yetişmesine olanak sağlarken, Ilgaz Dağları’ndan gelen su kaynakları da bölgenin ekolojik dengesini güçlendiriyor.

Kanyonların oluşturduğu “derin Anadolu”

Gezinin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Kastamonu’nun doğal mirasını temsil eden kanyonlar oldu. Horma Kanyonu, Valla Kanyonu ve Çatak Kanyonu boyunca yapılan yürüyüşler, bölgenin yalnızca coğrafi değil, estetik açıdan da ne kadar güçlü bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.

3.Horma Kanyonu

Horma Kanyonu’nda yapılan yaklaşık 3 kilometrelik yürüyüş, Ilıca Köyü’ne açılan doğal manzaralarla birleşerek ziyaretçilere unutulmaz bir doğa deneyimi sundu. Bahar aylarında açan meyve ağaçları, Kastamonu’nun mikroklima özelliklerini gözler önüne serdi.

Yöresel mutfak: Kara çorba ve Ecevit çorbası

Gezide Kastamonu mutfağı da önemli bir yer tuttu. Pınarbaşı’na özgü “Kara Çorba”, yöresel adıyla “Ağa Çorbası”, odun ateşinde uzun süre pişirilmesiyle bilinen geleneksel bir lezzet olarak öne çıktı.

Bir diğer önemli yerel değer ise “Ecevit çorbası” oldu. Tarihsel anlatılara göre, çorbanın adı eski Başbakan Bülent Ecevit’ten değil, ailesinin Kastamonu köklerinden ve yöredeki Ecevit Hanı ile ilişkili geçmişinden geliyor. Bu detay, bölgenin kültürel hafızasının ne kadar derin olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Şapka Müzesi

İstiklal Yolu ve milli hafıza

Kastamonu’nun tarihsel kimliğini belirleyen en önemli unsurlardan biri ise İstiklal Yolu oldu. İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu güzergâh, Kurtuluş Savaşı yıllarında cephane taşınan en kritik hatlardan biri olarak biliniyor.

Bu yol üzerinde Şerife Bacı gibi kahramanların fedakârlıkları, Anadolu halkının mücadele ruhunu simgeliyor. Şerife Bacı’nın hikâyesi, Kastamonu’nun milli mücadeledeki yerini sembolleştiren en güçlü anlatılardan biri olarak öne çıkıyor.

Mahmut Bey Camii ve ahşap mimari mirası

Gezinin ikinci gününde ziyaret edilen önemli yapılardan biri Mahmut Bey Camii oldu. 14. yüzyıldan günümüze ulaşan bu yapı, çivi kullanılmadan inşa edilmiş olması nedeniyle “Çivisiz Cami” olarak da biliniyor.

Mahmut Bey Camii

Ahşap işçiliği, geometrik süslemeleri ve özgün mimarisiyle cami, Anadolu Selçuklu ve Candaroğulları döneminin estetik anlayışını yansıtıyor.

Kastamonu’nun kültürel sürekliliği

Kastamonu şehir merkezi, Nasrullah Camii, konaklar, müzeler ve tarihi liseleriyle güçlü bir kültürel süreklilik sunuyor. Abdurrahmanpaşa Lisesi gibi köklü eğitim kurumları, şehrin entelektüel mirasını destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Ismailbey Külliyesi-1

Şehir aynı zamanda Rıfat Ilgaz, Oğuz Atay ve Behçet Necatigil gibi yazarlarla da anılıyor; bu da Kastamonu’nun kültürel üretim gücünü artıran önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.

Sonuç: “Derin Anadolu”nun yaşayan hafızası

Gezinin sonunda Kastamonu’nun yalnızca bir şehir değil, doğa, tarih, kültür ve toplumsal hafızanın birleştiği bir “kent medeniyeti” olduğu vurgulanıyor. Kanyonları, camileri, mutfağı ve İstiklal Yolu ile Kastamonu; Anadolu’nun süreklilik taşıyan en güçlü kültürel merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Haber Merkezi