Son yıllarda glütensiz beslenme, yalnızca tıbbi bir gereklilik olmaktan çıkıp bir yaşam tarzı tercihi gibi sunulmaya başlandı. Market raflarında artan glütensiz ürünler, sosyal medyada yayılan “daha sağlıklı” algısı ve diyet trendleri, birçok kişiyi herhangi bir sağlık sorunu olmadan glüteni hayatından çıkarmaya yöneltiyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın sanıldığı kadar masum olmadığını vurguluyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Anıl, glütensiz beslenmenin doğru kişiler için hayati bir gereklilik olduğunu, ancak teşhis olmadan uygulanmasının uzun vadede ciddi beslenme sorunlarına neden olabileceğini belirtiyor.

Uzmanlar Uyarıyor Teşhis Olmadan Glütensiz Beslenmek Vitamin Ve Mineral Eksikliklerine Yol Açabilir. Glütensiz Diyet Herkes Için Doğru Mu

Glütensiz Beslenme Kimler İçin Gerekli?

Glüten, buğday başta olmak üzere bazı tahılların yapısında bulunan bir protein. Prof. Dr. Anıl’a göre glütensiz beslenmesi gereken bireylerin başında çölyak hastaları geliyor. Bunun yanı sıra bazı fibromiyalji vakalarında, irritabl bağırsak sendromunun belirli türlerinde, otizmin bazı alt gruplarında, haşimatonun bazı durumlarında ve glüten alerjilerinde de bu beslenme modeli gerekli olabiliyor.

Bu noktada kritik ayrım, tıbbi teşhisle belirlenen zorunluluk ile kişisel tercihin karıştırılması. Çünkü çölyak gibi hastalıklarda çok düşük miktarda glüten alımı bile ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Prof. Dr. Anıl, 20 miligram gibi oldukça küçük bir glüten miktarının dahi bu bireylerde rahatsızlık oluşturabildiğini hatırlatıyor.

Teşhis Olmadan Glütensiz Diyetin Gizli Riskleri

Glütensiz beslenmenin moda haline gelmesi, uzmanlara göre asıl tehlikeyi burada barındırıyor. Herhangi bir hastalık teşhisi olmadan glüteni tamamen hayatından çıkaran bireyler, farkında olmadan bazı temel besin öğelerinden mahrum kalabiliyor. Tam tahıllar; lif, B grubu vitaminler, demir ve bazı mineraller açısından önemli bir kaynak. Bu gıdaların uzun süreli olarak diyetten çıkarılması, zamanla vitamin ve mineral eksikliklerine zemin hazırlayabiliyor.

Prof. Dr. Anıl, “Glütensiz besleniyorum” ifadesinin bir diyet etiketi gibi kullanılmasının son derece sorunlu olduğunu, bu yaklaşımın sağlık yerine yeni problemlere kapı aralayabileceğini vurguluyor.

Glütensiz Ürünlerde Bilimsel Çalışmalar Devam Ediyor

Öte yandan glütensiz beslenmesi zorunlu olan bireyler için umut verici gelişmeler de var. Prof. Dr. Anıl, yaklaşık 15 yıldır glütensiz ürünler üzerine bilimsel çalışmalar yürüttüklerini belirterek, baklagiller ve mısır unundan geliştirilen glütensiz tarhana çeşitlerinden söz ediyor. Bu ürünlerin yalnızca glütensiz olmakla kalmadığını, aynı zamanda besleyici ve lezzet açısından da güçlü alternatifler sunduğunu ifade ediyor.

Çocuklara yönelik glütensiz cipsler, fonksiyonel özellikleri artırılmış ürünler ve tatlı ihtiyacına cevap vermesi hedeflenen bakla şekeri çalışmaları da bu alandaki yenilikler arasında yer alıyor. Bakla şekeri üzerine yapılan yüksek lisans çalışmasının tamamlandığı ve patent sürecinin devam ettiği bilgisi paylaşılıyor.

Bilinçli Beslenme Her Zaman İlk Adım

Uzmanların ortak mesajı net: Glütensiz beslenme bir trend değil, tıbbi bir gereklilik olduğunda anlamlı. Sağlıklı kalmak adına yapılan bilinçsiz tercihler, zamanla tam tersine sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle beslenme alışkanlıklarında köklü değişiklikler yapılmadan önce mutlaka uzman görüşü alınması, hem kısa hem de uzun vadede sağlığın korunması açısından büyük önem taşıyor.

Kaynak: İhlas Haber Ajansı