Türkiye otomotiv sektörü, hem iç pazarda hem de uluslararası ticarette önemli sorunlarla karşı karşıya. Sıfır otomobil satışlarında yaşanan sert gerileme, ikinci el araç fiyatlarındaki değer kaybı ve artan finansman maliyetleri sektördeki dengeleri değiştiriyor. Otomotiv gazetecisi Emre Özpeynirci'nin paylaştığı veriler, otomobil pazarında beklenen satış rakamlarına ulaşmanın giderek zorlaştığını gösterirken, Avrupa Birliği'nin hazırladığı yeni üretim düzenlemesi de Türkiye'deki otomotiv fabrikalarının geleceği açısından soru işaretleri oluşturuyor.

Özellikle otomobil satın almak veya mevcut aracını satmak isteyen vatandaşları ilgilendiren gelişmeler, piyasada dikkatle takip ediliyor. Bir tarafta sıfır araçlarda uygulanan kampanyalar ve indirimler, diğer tarafta ikinci el otomobillerin azalan değeri bulunuyor. Üstelik otomotiv sektöründeki sorunlar yalnızca araç fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor. Türkiye'nin en önemli ihracat pazarlarından biri olan Avrupa'daki olası değişiklikler, üretimden istihdama kadar geniş bir alanı etkileyebilecek riskler barındırıyor.

Sıfır otomobil satışlarında beklentiler değişti

Otomotiv gazetecisi Emre Özpeynirci, Oksijen TV'de hazırlayıp sunduğu Otomotiv Gündemi programında Türkiye otomotiv piyasasının son durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özpeynirci'nin aktardığı rakamlara göre yılın ikinci yarısında belirginleşen satışlardaki yavaşlama, son aylarda daha da hissedilir hale geldi.

Eylül ayında yaklaşık 83 bin adetlik satış gerçekleşirken, ekim ayında pazarın 85 bin araç seviyesinde oluşması bekleniyor. Bu rakamlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25'i aşan bir daralmaya işaret ediyor. Yılın başlangıcında otomotiv sektörünün 2025'te yakaladığı yüksek satış seviyelerini koruyabileceği, hatta yeni bir rekor kırabileceği düşünülüyordu. Ancak tüketicilerin satın alma gücündeki gerileme ve kredi koşullarındaki zorluklar, yıl sonuna ilişkin tahminlerin değiştirilmesine neden oldu.

Son değerlendirmelere göre Türkiye otomotiv pazarının 2026 yılını yaklaşık 1 milyon 100 bin adetlik satışla tamamlaması öngörülüyor. Bu tahmin, yılın başında yapılan hesaplamaların yaklaşık 300 bin adet altında kalıyor. Satış beklentilerindeki söz konusu değişim, otomobil pazarında yalnızca geçici bir durgunluk yaşanmadığını, tüketicilerin alım kararlarını etkileyen ekonomik koşulların da belirleyici olduğunu gösteriyor.

Sıfır otomobil fiyatlarında ise satış rakamlarından farklı bir tablo yaşanıyor. Bazı markaların uyguladığı kampanyalar ve indirimler nedeniyle otomobil fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalıyor. Böylece araçlar reel olarak değer kaybederken, tüketicilerin otomobil satın alması aynı ölçüde kolaylaşmıyor. Yüksek kredi faizleri, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve yetersiz birikimler, talebin canlanmasını engelleyen başlıca unsurlar arasında bulunuyor.

Bayilerde stok baskısı arttı, indirimler hızlandı

Otomobil satışlarının yavaşlaması yalnızca tüketicileri değil, bayileri ve distribütörleri de doğrudan etkiliyor. Satılmayı bekleyen araçların stoklarda birikmesi, işletmeler açısından önemli bir finansman yükü oluşturuyor. Özellikle yüksek maliyetle temin edilen otomobillerin uzun süre elde tutulması, firmaların satış politikalarını yeniden değerlendirmesine yol açıyor.

Emre Özpeynirci'nin açıklamalarına göre bazı markalar ve yetkili satıcılar, stoklarını azaltabilmek amacıyla liste fiyatlarının altında satışlar gerçekleştiriyor. Kimi işlemlerde bayilerin kâr marjlarının oldukça düştüğü, hatta bazı araçların zararına satıldığı belirtiliyor.

Bu durum otomobil almayı düşünen vatandaşlar açısından farklı kampanya fırsatları oluştursa da sektörün genelindeki satış sorununu ortadan kaldırmıyor. Çünkü fiyatlarda yapılan indirimler, tüketicilerin gelir düzeyindeki ve krediye erişimindeki sorunları tek başına çözmeye yetmiyor. Özellikle yüksek tutarlı otomobil kredilerinin geri ödeme koşulları, yeni araç satın alma kararlarında belirleyici olmaya devam ediyor.

Sıfır araçlarda artan indirim rekabetinin bir başka etkisi ise ikinci el otomobil piyasasında hissediliyor. Yeni araç fiyatlarıyla ikinci el fiyatları arasındaki farkın daralması, özellikle birkaç yaşındaki otomobillerin değerini baskılıyor.

İkinci el otomobil fiyatlarında dikkat çeken kayıp

Türkiye'de ikinci el otomobil piyasasında satış adetleri sınırlı ölçüde gerilese de araçların satış değerlerinde daha belirgin değişiklikler yaşanıyor. Özpeynirci'nin paylaştığı verilere göre ikinci el otomobil pazarı son 12 aylık dönemde yaklaşık yüzde 1,52 küçüldü. Satış hacmi ise 5,5 milyon adet seviyesinden yaklaşık 5,3 milyon adede geriledi.

İkinci el piyasasında asıl dikkat çeken nokta, araçların sıfır otomobil fiyatlarına kıyasla değer kaybetmesi oldu. Özellikle yeni sayılabilecek ikinci el araçlarda, sıfır otomobil kampanyalarının etkisi daha güçlü hissediliyor.

Özpeynirci'nin değerlendirmesine göre normal piyasa koşullarında üç yaşındaki bir otomobilin değeri, aynı modelin sıfır fiyatının yaklaşık yüzde 65'i seviyesinde olabiliyor. Ancak son dönemde gerçekleşen bazı ikinci el satışlarında bu oranın yüzde 57-58 düzeyine kadar gerilediği ifade ediliyor.

Bu fark, mevcut otomobilini satıp yeni bir araç almak isteyen vatandaşlar açısından önem taşıyor. Sıfır otomobillerdeki kampanyalar alıcılar için cazip seçenekler oluştururken, ikinci el araç sahipleri bekledikleri satış fiyatlarına ulaşmakta zorlanabiliyor.

Öte yandan ikinci el otomobil piyasasının yaş dağılımı da Türkiye'deki tüketici tercihlerine ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Paylaşılan verilere göre satılan ikinci el araçların yüzde 55'i, 10 yaş ve üzerindeki otomobillerden oluşuyor. Daha da dikkat çekici olan ise 16 yaş ve üzerindeki araçların toplam satışlardaki payının yüzde 32,66'ya ulaşması. Bu yaş grubundaki otomobillerin satışlarında geçen yıla kıyasla yüzde 29'luk artış yaşandığı belirtiliyor.

Eski otomobillerin ikinci el pazarında ağırlığını koruması, araç satın alırken daha düşük bütçeli seçeneklere yönelen tüketicilerin piyasadaki önemli yerini gösteriyor.

Karadeniz'de ikinci el otomobil satışları öne çıkıyor

Türkiye genelinde otomobil satışlarının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde, Kastamonu'nun da bulunduğu Karadeniz Bölgesi dikkat çeken sonuçlarla öne çıkıyor.

Özpeynirci'nin paylaştığı verilere göre Türkiye'de satılan her bir sıfır otomobile karşılık ortalama sekiz ikinci el otomobil el değiştiriyor. Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde ise bu oran 11,5 seviyesine kadar yükseliyor. Yani her iki bölgede de bir sıfır otomobil satışına karşılık ortalama 11,5 ikinci el otomobil satılıyor.

Akdeniz Bölgesi'nde aynı oran 11,1 olarak hesaplanırken, Güneydoğu Anadolu'da 8,3, Doğu Anadolu'da 7,2 ve Marmara'da 5,8 seviyesinde bulunuyor.

Karadeniz ve İç Anadolu'nun ikinci el otomobil satışlarında yüksek oranlara sahip olması, bu bölgelerde sıfır araçlara kıyasla ikinci el piyasasının daha ağırlıklı olduğunu gösteriyor. Ancak açıklanan rakamlar bölgesel verileri yansıtıyor; Kastamonu'nun tek başına gerçekleştirdiği araç satışlarına ilişkin bir sayı içermiyor.

Bölgesel farklılıklar, Türkiye'de otomobil piyasasının her yerde aynı koşullarla şekillenmediğini de ortaya koyuyor. Sıfır araç satışlarıyla ikinci el otomobil tercihleri arasındaki denge, bölgelerin ekonomik ve tüketim yapısına göre değişebiliyor.

Türkiye otomotiv sanayisini Avrupa'dan gelecek karar etkileyebilir

Otomotiv sektörünün karşı karşıya olduğu sorunların bir diğer boyutunu Avrupa Birliği'nin üzerinde çalıştığı yeni sanayi politikaları oluşturuyor. Avrupa'da yerli üretimi desteklemeyi amaçlayan "Made in Europe" yaklaşımı, Türkiye'de üretilen otomobillerin Avrupa pazarındaki konumu açısından kritik önem taşıyor.

Emre Özpeynirci, Fransa ve Almanya arasında yürütülen görüşmelerde Türkiye'de üretilen otomotiv parçalarının yeni düzenlemeye dahil edilmesi, ancak tamamlanmış araçların kapsam dışında tutulması yönünde bir yaklaşım bulunduğunu aktardı.

Bu ihtimalin gerçekleşmesi, Türkiye'nin Avrupa'ya gerçekleştirdiği otomobil ihracatını olumsuz etkileyebilir. Çünkü Türkiye otomotiv sanayisinin üretim ve ihracat yapısında Avrupa ülkeleri oldukça büyük bir paya sahip.

Paylaşılan verilere göre Türkiye'de üretilen araçların yaklaşık yüzde 75-80'i Avrupa pazarına gönderiliyor. Türkiye ile Avrupa arasındaki otomotiv ticaretinin büyüklüğü ise yaklaşık 37 milyar euro seviyesinde bulunuyor. Geçen yıl Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine yaklaşık 798 bin araç ihraç edilirken, aynı dönemde Avrupa'dan Türkiye'ye 812 bin araç ithal edildi.

Bu rakamlar, iki taraf arasındaki otomotiv ticaretinin karşılıklı bağımlılığa dayanan güçlü bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.

Türkiye'deki otomotiv fabrikalarının yıllık toplam üretim kapasitesi 2,2 milyon adedin üzerinde bulunmasına rağmen mevcut kapasitenin yaklaşık yüzde 60'ının kullanıldığı belirtiliyor. Özpeynirci, Avrupa pazarına erişimin ciddi biçimde sınırlandırılması halinde kapasite kullanım oranının yüzde 20-30 seviyelerine kadar gerileyebileceği uyarısında bulunuyor.

Ancak bu oranlar gerçekleşmiş bir üretim kaybını değil, Avrupa'daki düzenlemenin Türkiye açısından olumsuz sonuçlanması halinde ortaya çıkabilecek riskli bir senaryoyu ifade ediyor.

Ford, Hyundai ve Toyota için Avrupa temasları sürüyor

Avrupa Birliği'nin hazırladığı düzenlemenin Türkiye açısından önemli olması, otomotiv üreticileri ve sektör temsilcilerini de harekete geçirmiş durumda.

Özpeynirci'nin aktardığına göre Türkiye'de üretim yapan Ford, Hyundai ve Toyota gibi uluslararası şirketlerin yanı sıra sektör kuruluşları ve ilgili kamu temsilcileri de Avrupa nezdinde yürütülen temaslara katkı sağlıyor.

Bu görüşmelerde Türkiye'de üretilen otomotiv parçalarının yanında tamamlanmış araçların da Avrupa üretim sisteminin bir parçası olarak kabul edilmesi hedefleniyor.

Türkiye'nin uzun yıllardır Avrupa otomotiv sanayisiyle kurduğu üretim ve tedarik ilişkileri, yürütülen temaslarda önemli bir dayanak oluşturuyor. Bununla birlikte Türkiye'nin geçmiş yıllarda sahip olduğu maliyet avantajının zayıflaması da sektörün rekabet gücünü etkiliyor.

Özellikle işçilik ve diğer üretim giderlerindeki artış, Türkiye'nin Doğu Avrupa ülkeleri karşısındaki maliyet avantajını azaltıyor. Üretim kalitesinin yüksek olması önemli bir güçlü yön olarak görülse de yükselen maliyetler yeni yatırımların Türkiye'ye yönlendirilmesini zorlaştırabilecek unsurlar arasında bulunuyor.

Avrupa pazarında yaşanabilecek olası kayıpların başka bölgelerden telafi edilmesi de kolay görünmüyor. Özpeynirci, Orta Doğu ve Afrika otomotiv pazarlarının mevcut büyüklüklerinin Avrupa'nın yerini doldurmak için yeterli olmadığını belirtiyor.

Çin ile otomotiv ticaretinde yaşanan dengesizlik de sektörün dış pazardaki sorunları arasında yer alıyor. Aktarılan verilere göre Çin'in Türkiye'ye otomotiv ihracatı yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesindeyken, Türkiye'nin Çin'e otomotiv ihracatı oldukça sınırlı kalıyor.

Türkiye otomotiv sektörü açısından önümüzdeki dönemde hem iç pazardaki satışların seyri hem de Avrupa Birliği'nin yeni üretim politikaları belirleyici olacak. Sıfır otomobillerde devam eden kampanyalar, ikinci el araçların değer kaybı ve yüksek finansman maliyetleri tüketicilerin kararlarını etkilerken, Avrupa ile ticari ilişkilerin geleceği otomotiv fabrikalarının üretim planları açısından önemini koruyacak.

Kaynak: Haber Merkezi