Kastamonu şehir merkezinden geçen Karaçomak Deresi, yalnızca kentin doğal dokusunu şekillendiren bir su yolu değil. Halk arasında “Çayboyu” olarak anılan çevresi, kuşaktan kuşağa aktarılan söylenceleriyle Kastamonu’nun sözlü kültüründe de ayrı bir yere sahip.
Bugün kıyısında yürüyüş yapılan, köprülerinden geçilen ve şehrin gündelik hayatına eşlik eden dere; eski anlatılarda taşkınlarla, görünmeyen varlıklarla ve kuraklığı sona erdiren hikmet sahibi bir kişiyle ilişkilendiriliyor. Karaçomak hakkında anlatılan iki büyük rivayet, aynı suyun hem korkuyu hem de umudu temsil edebildiğini gösteriyor.
Gece Çayboyu’nda dolaştığına inanılan Karakuru
Karaçomak Deresi’ne ilişkin ilk rivayetin merkezinde “Karakuru” adı verilen görünmez varlıklar bulunuyor. Eski Kastamonulular arasında anlatılanlara göre bu varlıklar, gecenin ilerleyen saatlerinde Çayboyu boyunca dolaşırdı.

Dere yatağında yaşanan taşkınların yalnızca şiddetli yağmurdan kaynaklanmadığına inananlar da vardı. Suların ansızın yükselmesi, akıntının hızlanması ve derenin alışılmış görüntüsünden uzaklaşması, Karakuru’nun Çayboyu’ndan geçtiğine yorulurdu.
Rivayetin en ürpertici bölümü ise Karaçomak’ın bazı geceler farklı bir renge büründüğü anlatısıydı. Derenin suyunun zaman zaman kızıla döndüğünü söyleyen eskiler, bunu sıradan bir doğa olayı olarak değerlendirmezdi. Bu nedenle havanın kararmasının ardından Çayboyu’nda tek başına yürümek sakıncalı kabul edilir, özellikle çocukların dere çevresinden uzak durması istenirdi.
Bu söylence, yalnızca gizemli bir hikâye olarak da okunmamalı. Gece karanlığında debisi değişebilen bir dereye yaklaşılmasını engelleyen anlatı, geçmişte insanları taşkın ve düşme tehlikesinden koruyan toplumsal bir uyarı işlevi görmüş olabilir. Korkutucu yönü güçlü olsa da rivayetin arkasında günlük yaşamdan doğan bir tedbir anlayışı bulunuyor.
Karaçomak Baba’nın asasından doğan su
Karaçomak Deresi hakkındaki ikinci rivayet ise korkudan çok bereket ve kurtuluş duygusu taşıyor. Anlatıya göre Kastamonu’nun fethedildiği dönemde vadide yaşayan, hikmet sahibi Karaçomak Baba adında bir veli bulunuyordu.
Bölge halkının uzun süre yağışsızlıkla mücadele ettiği büyük bir kuraklık yaşandı. Su kaynakları azaldı, toprak susuz kaldı ve vadi halkı zor günlerden geçti. Karaçomak Baba, kuraklığın sona ermesi için elindeki iri ahşap asasını, yani çomağını toprağa vurdu.
Asanın yere değdiği anda toprağın içinden güçlü bir su kaynağının fışkırdığına inanıldı. Vadide ilerleyen bu suyun zamanla bugünkü dere yatağını oluşturduğu, “Karaçomak” adının da Karaçomak Baba ile elindeki çomaktan geldiği anlatıldı.

Aynı derede korku ve umut
Karaçomak Deresi çevresinde yaşayan iki rivayet, Kastamonu’nun geçmişte doğayla kurduğu ilişkinin farklı yönlerini yansıtıyor. Karakuru anlatısı taşkınlardan ve gecenin bilinmezliğinden duyulan korkuyu temsil ederken Karaçomak Baba söylencesi, suya duyulan ihtiyacı ve kuraklık karşısındaki umudu öne çıkarıyor.
Tarihî bir belge niteliği taşımayan bu anlatılar, halk hafızasında biçimlenen rivayetler olarak yaşamayı sürdürüyor. Karaçomak’ın kıyısından geçenler bugün görünmez varlıklardan ya da toprağa vurulan bir asadan söz etmese de Çayboyu, Kastamonu’nun gizemli hikâyelerini sessizce taşımaya devam ediyor.





