Kanser tedavisinde kullanılan ve kamuoyunda “akıllı ilaç” olarak bilinen ilaçlarla ilgili yargı sürecinde dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) ödeme listesinde bulunmayan bu ilaçlar için açılan davalarda, Yargıtay’ın ortaya koyduğu yeni yaklaşım hastalar ve hasta yakınları açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Kararın ardından, daha önce yalnızca doktor raporu ve tedavi gerekliliği üzerinden şekillenen birçok başlığın artık daha geniş bir bilimsel incelemeyle ele alınacağı anlaşılıyor.

Tartışmanın merkezinde ise hem sağlık hakkı hem de kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağı sorusu yer alıyor. Özellikle yüksek maliyetli tedavilerde SGK’nın yükümlülüğü, hastanın yaşam hakkı ve devletin bütçe dengesi aynı dosyada buluşuyor. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin son değerlendirmesi de tam bu hassas çizgide, yeni ölçütlerin devreye girdiğini gösteriyor.

Doktor raporu tek başına yeterli kabul edilmeyecek

Sosyal Güvenlik Uzmanı İsa Karakaş’ın değerlendirmesine göre, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi artık yalnızca hekimin düzenlediği raporu yeterli görmüyor. Mahkemelerin, bir ilacın gerçekten karşılanıp karşılanmayacağına karar verirken daha kapsamlı bir bilimsel filtre uygulaması beklenecek. Karakaş’ın dikkat çektiği en çarpıcı ifade ise şu oldu: “Akıllı ilacın parasını kendim öder, sonra mahkemeyle geri alırım dönemi bitti”

Bu yaklaşım, özellikle SGK tarafından ödeme kapsamına alınmayan ilaçlar için açılan davalarda daha sıkı bir değerlendirme döneminin başladığına işaret ediyor. Bir başka ifadeyle, her yeni ilaç için otomatik biçimde geri ödeme yolu açılmayacak. Mahkeme kararlarında artık yalnızca hastalığın ağırlığı değil, ilacın bilimsel dayanağı ve hasta üzerindeki kalıcı etkisi de daha belirleyici olacak.

15 İlaç Daha Geri Ödeme Listesinde Bakan Işıkhan’dan Açıklama

Yeni dönemde hangi şartlar aranacak?

Karakaş’ın aktardığına göre mahkemeler bundan sonra bir ilacın ödenmesine karar verirken dört temel başlığı dikkate alacak. Buna göre ilacın güvenilirliğinin dünya ve Türkiye genelinde Faz 1, Faz 2, Faz 3 ve Faz 4 süreçleriyle ortaya konulmuş olması gerekecek. Yani tedavinin deneme aşamasında değil, bilimsel olarak yeterince sınanmış olması önem kazanacak.

İkinci olarak, ilacın hastaya gerçekten uygun olup olmadığı kişiye özel testlerle netleştirilecek. Özellikle genetik yapının ve bazı biyolojik göstergelerin, örneğin PD-L1 seviyesinin, tedaviyle uyumlu olduğunun ortaya konulması beklenecek. Üçüncü şartta ise yalnızca geçici fayda yeterli sayılmayacak. İlacın yaşam kalitesini bir süre artırması değil, hastaya sürekli ve belirgin bir yarar sağladığının uzman heyet raporuyla desteklenmesi istenecek. Son olarak da SGK tarafından halihazırda karşılanan ilaçların hasta üzerinde neden yetersiz kaldığının açık biçimde ispatlanması gerekecek.

Kararın sağlık hakkı ve bütçe dengesi boyutu

Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da atıf yapıldığı belirtiliyor. Bu çerçevede, devletin her sağlık hizmetini sınırsız şekilde ücretsiz karşılamasının mali kaynaklarla doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Kararda yer verilen, “Her türlü sağlık hizmetinin ücretsiz olması arzu edilse de bu durum devletin mali kaynaklarıyla doğrudan ilişkilidir. Her ilaç bedelinin sınırsızca ödenmesi, sistemin finansal sürdürülebilirliğini yok edebilir” değerlendirmesi de bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Böylece ortaya çıkan tablo iki yönlü bir anlam taşıyor. Bir yandan tedavi hakkı tamamen ortadan kalkmış değil, diğer yandan bu hakkın kullanılabilmesi artık daha güçlü bilimsel dayanaklara bağlanmış durumda. Karakaş’ın da ifade ettiği gibi, bu kararın ardından “her yeni ilaç her hastaya ödenir” anlayışı geride kalırken, bilimsel temeli zayıf ya da henüz netleşmemiş tedaviler için SGK kasasından kontrolsüz ödeme yapılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. Bu yeni eşik, kanser hastalarının açacağı davalarda hem süreci hem de beklentileri doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

Kaynak: Haber Bülteni