Kanserin erken işaretlerini belirlemeye yönelik bir araştırma, kan örneklerinden elde edilen bilgilerin gelecekte risk değerlendirmesinde önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. Oxford Üniversitesi ve Toronto Üniversitesi araştırmacıları, kanda dolaşan DNA üzerindeki kimyasal değişikliklerin, bazı kişilerde prostat ve meme kanseri tanısından yıllar önce saptanabildiğini belirledi. Özellikle prostat kanserine ilişkin bulgular dikkat çekerken, yöntemin henüz günlük sağlık hizmetlerinde kullanılmaya hazır olmadığı vurgulandı.

Cell Genomics dergisinde yayımlanan çalışma, kanser gelişimiyle bağlantılı biyolojik değişikliklerin ne kadar erken izlenebileceği sorusuna odaklandı. Sonuçlar, gelecekte daha yakından takip edilmesi gereken kişilerin belirlenmesine katkı sağlayabilecek bir yaklaşımı gündeme getirdi. Ancak araştırma, kanserin sekiz yıl önceden kesin olarak teşhis edilebildiği anlamına gelmiyor.

Kanser tanısı bulunmayan 491 kişinin örnekleri incelendi

Araştırma kapsamında, kan örneklerinin alındığı dönemde kanser tanısı bulunmayan 491 kişinin verileri değerlendirildi. Katılımcıların bir bölümüne ilerleyen yıllarda prostat veya meme kanseri tanısı konulurken, diğerlerinde bu hastalıklar gelişmedi.

Bilim insanları, bu iki gruptan alınan örnekleri karşılaştırarak daha sonra kanser tanısı alan kişilerde önceden görülebilen farklılıkları araştırdı. İncelemenin merkezinde, kan dolaşımındaki DNA üzerinde bulunan ve “metilasyon” olarak adlandırılan kimyasal işaretler yer aldı.

Çalışmanın dikkat çekici yönü, tanı konulduktan sonra alınmış örnekler yerine hastalığın henüz klinik olarak belirlenmediği döneme ait kan örneklerini değerlendirmesi oldu. Böylece araştırmacılar, yıllar sonra ortaya çıkan tanıyla geçmişteki biyolojik işaretler arasındaki bağlantıyı inceleyebildi.

DNA’daki kimyasal işaretler ne anlatıyor?

Metilasyon, genlerin çalışma düzenini etkileyen kimyasal işaretleri ifade ediyor. Bu işaretler, bazı genlerin etkinliğinin artmasında veya azalmasında rol oynuyor. Hücrelerin büyümesi, bağışıklık sisteminin işleyişi ve iltihaplanma gibi süreçlerle ilişkili genler de bu düzenlemeden etkilenebiliyor.

Araştırmacılar, söz konusu işaretlerin dağılımında görülen değişikliklerin kanser riskiyle bağlantılı olup olmadığını değerlendirdi. Amaç, kan örneğinde yalnızca mevcut bir tümörün izini aramakla sınırlı kalmayıp, hastalığın gelişme sürecine eşlik edebilecek erken biyolojik farklılıkları da yakalayabilmekti.

Bu yaklaşım, gelecekte kan testlerinin risk değerlendirmesinde nasıl kullanılabileceğine ilişkin yeni araştırmaların önünü açıyor. Bununla birlikte, bir biyolojik işaretin bulunması tek başına kesin hastalık tanısı anlamına gelmiyor.

En belirgin sonuç prostat kanserinde elde edildi

Çalışmada en güçlü erken sinyaller prostat kanseri açısından görüldü. Araştırmacılar, bazı genlerin etkinliğini baskılayan ve “silencer” olarak adlandırılan DNA bölgelerindeki metilasyon farklılıklarına odaklandı.

Bu bölgelerdeki değişikliklerin, ilerleyen dönemde prostat kanseri gelişme riski yüksek kişileri klinik tanıdan 5 ila 8 yıl önce ayırt etmeye yardımcı olabildiği belirlendi.

Bulguların daha geniş araştırmalarla desteklenmesi halinde, böyle bir yaklaşımın hangi kişilerin daha yakın izlemden yarar görebileceğini belirlemeye katkı sunabileceği değerlendiriliyor. Yüksek risk grubundakiler için daha yoğun takip planlanması, düşük riskli kişilerin ise gereksiz incelemelere daha az maruz kalması gelecekteki olası kullanım alanları arasında gösteriliyor.

Meme kanserinde sonuçlar daha sınırlı kaldı

Meme kanserine ilişkin incelemelerde de tanı öncesi bazı işaretler bulundu. Bu kez genlerin etkinliğini artıran “enhancer” adlı DNA bölgelerindeki metilasyon değişiklikleri öne çıktı.

Araştırmada, bu farklılıkların kadınları daha yüksek ve daha düşük risk gruplarına ayırmaya yardımcı olabildiği görüldü. İlgili sinyallerin, klinik tanıdan 1,5 ila 8 yıl önce alınan örneklerde bulunabildiği bildirildi.

Ancak meme kanserindeki sonuçlar, prostat kanserinde elde edilen bulgular kadar güçlü değildi. Yöntemin mevcut doğruluğunun toplum genelinde uygulanacak bağımsız bir tarama testi için yeterli olmadığı belirtildi. Bu nedenle olası kullanım alanı, mevcut tarama yöntemlerini destekleyen ek bir risk değerlendirmesi olarak ele alınıyor.

Geçip Gitmesi Beklenen Bu 3 Belirti Kanser Sinyali Olabilir (2)

Sıvı biyopsinin kullanım alanı genişleyebilir

Araştırma, kanser çalışmalarında kullanılan sıvı biyopsi yaklaşımıyla bağlantılı. Bu yaklaşımda kan veya idrar gibi örneklerde bulunan DNA ve diğer biyolojik işaretler inceleniyor.

Sıvı biyopsiler, çoğunlukla kanser tanısı sonrasında tümörün genetik özellikleri hakkında bilgi edinmek veya hastalığın yeniden ortaya çıkmasına ilişkin işaretleri takip etmek amacıyla kullanılıyor. Yeni çalışma ise incelemeyi daha erken bir döneme, henüz klinik tanının bulunmadığı yıllara taşımayı hedefliyor.

Oxford Population Health ve Oxford Üniversitesi Big Data Institute’den Moleküler Genetik Profesörü Philip Awadalla, araştırmayı daha geniş bir bilimsel çalışma programının parçası olarak değerlendiriyor. Awadalla’nın aktardığına göre önceki çalışmalar, aynı yaklaşımın farklı tümör türlerini belirleme ve bazı kanserlerin özelliklerini ayırt etme potansiyelini göstermişti.

Son bulgular, var olan tümörü saptamaya yönelik çalışmalardan kanser gelişimine eşlik eden en erken işaretleri anlamaya doğru ilerleyen bu araştırma sürecine katkı sağlıyor.

Rutin kullanımdan önce daha fazla doğrulama gerekiyor

Umut veren sonuçlara rağmen, yöntemin sağlık kuruluşlarında herkese uygulanabilecek rutin bir test haline gelmesi için daha fazla bilimsel veriye ihtiyaç var. Araştırmanın 491 kişiyle sınırlı olması, elde edilen sonuçların daha büyük ve farklı katılımcı gruplarında doğrulanmasını gerekli kılıyor.

Buradaki temel ayrım, kanser riskine ilişkin bir işaret bulmak ile kesin kanser tanısı koymak arasında. Çalışma, bazı kişilerde ileride alınacak tanıyla bağlantılı DNA değişikliklerinin yıllar öncesinden görülebildiğini gösteriyor. Her kişide aynı başarının sağlanacağını veya testin gelecekte kimin kesin olarak kanser olacağını söyleyebileceğini ortaya koymuyor.

Araştırmacıların üzerinde durduğu gelecek senaryosu, bu tür kan testlerinin mevcut tarama uygulamalarına ek bilgi sağlaması. Yöntemin klinik kullanımdaki yerini ise daha geniş doğrulama çalışmalarının sonuçları belirleyecek.

Muhabir: Ezgi Nur Sertdemir