Depresyonun nedenleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin araştırmalar sürerken, Avustralya'dan gelen yeni bulgular bilim dünyasında dikkat çekti. Sidney Üniversitesi araştırmacıları, uyku alışkanlıkları ile vücudun biyolojik saati arasındaki ilişkiyi inceleyerek depresyonun farklı bir alt türüne işaret eden sonuçlara ulaştı. "Sirkadiyen depresyon" olarak tanımlanan bu durumun, özellikle ağır seyreden veya uzun süre devam eden depresyon vakalarında önemli bir yer tutabileceği belirlendi.

Depresyonun arkasında biyolojik saat de olabilir

İnsan vücudu, gün boyunca belirli bir ritim içerisinde çalışıyor. Uyku ihtiyacının ortaya çıkmasından hormonların salgılanmasına kadar pek çok süreç, yaklaşık 24 saatlik biyolojik döngüye göre şekilleniyor.

Sirkadiyen ritim adı verilen bu sistemde meydana gelen aksaklıklar, yalnızca uyku kalitesini değil, kişinin ruh halini ve günlük yaşamını da etkileyebiliyor.

Bilim insanlarının üzerinde durduğu yeni yaklaşım ise bu ilişkinin düşünüldüğünden daha karmaşık olabileceğini gösteriyor. Buna göre biyolojik saatteki düzensizlikler, bazı depresyon hastalarında yalnızca hastalığın sonucu olarak ortaya çıkmayabilir. Aynı zamanda depresif belirtilerin devam etmesinde de etkili olabilir.

11 binden fazla kişinin verileri incelendi

Sidney Üniversitesi bünyesindeki Brain and Mind Centre tarafından yürütülen çalışmada, 11 bin 380 katılımcıya ait klinik ve genetik veriler değerlendirildi.

Araştırmanın sonucunda 2 bin 604 kişinin sirkadiyen depresyonla ilişkilendirilen özellikleri taşıdığı tespit edildi. Bu sayı, incelenen grubun yaklaşık yüzde 23'üne karşılık geliyor.

Ancak araştırmadaki bu oran, toplumun genelini temsil etmiyor. Bulgular, ağır, tekrarlayan veya uzun süreli depresyon yaşayan katılımcılar üzerinden elde edildi.

Sirkadiyen depresyon hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Araştırmacılar, biyolojik ritimdeki değişiklikleri anlamak amacıyla altı farklı özelliğe odaklandı.

Sabahları dinlenememiş şekilde uyanmak, gece geç saatlerde uykuya dalmak ve normalden uzun süre uyumak bu özellikler arasında yer aldı.

Ayrıca ruh halinin mevsimlerden etkilenmesi, hafta içi ile hafta sonu uyku saatleri arasında belirgin farklılıklar bulunması ve kişinin kendisini özellikle geceleri daha enerjik hissetmesi de değerlendirmeye alındı.

Bu altı özellikten en az üçünü gösteren katılımcılar, araştırma kapsamında sirkadiyen depresyon grubuna dahil edildi.

Bununla birlikte söz konusu belirtilerin tek başına depresyon tanısı koymak için yeterli olmadığı vurgulanıyor.

Antidepresan tedavisinde farklı sonuçlar ortaya çıktı

Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri de tedaviye verilen yanıtlarla ilgili bulgular oldu.

Sirkadiyen depresyon özellikleri taşıyan kişilerin, yaygın kullanılan bazı antidepresan ilaçlardan daha sınırlı fayda gördüğü belirlendi. Özellikle SSRI ve SNRI grubu ilaçlara verilen yanıtın daha düşük olduğu, bu katılımcıların daha fazla yan etki bildirdiği görüldü.

Bu sonuçlar, depresyon tedavisinde hastaların biyolojik ritim özelliklerinin de değerlendirilmesinin önemini gündeme getirdi.

Işık terapisi, düzenli uyku saatleri ve melatonin sistemiyle ilişkili tedavi yaklaşımları araştırılabilecek seçenekler arasında bulunuyor. Ancak bunların etkinliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.

Yeni depresyon türü resmen kabul edildi mi?

The British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışma, depresyonun farklı biyolojik özelliklere sahip alt gruplarının anlaşılması açısından önemli bulgular sunuyor.

Bununla birlikte sirkadiyen depresyon, henüz bağımsız ve uluslararası düzeyde kabul edilmiş bir psikiyatrik tanı olarak değerlendirilmiyor.

Araştırmacılar, elde edilen sonuçların yeni çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Bulguların doğrulanması halinde ise gelecekte depresyon tedavisinin kişilerin uyku düzeni ve biyolojik ritimlerine göre daha fazla özelleştirilmesi mümkün olabilir.

Kaynak: Haber Merkezi