Kastamonu’nun bereketi, uygun yaşam şartları ve misafirperverliği yalnızca günümüz anlatılarında değil, yaklaşık yedi asır önce kaleme alınan seyahat notlarında da geniş yer buldu. 1334 yılında şehre gelen İbn Battûta, kırk gün boyunca konakladığı Kastamonu’yu Anadolu’nun en güzel ve büyük yerleşimlerinden biri olarak tanımladı.
Ünlü seyyahın aktardığı ayrıntılar, 14. yüzyıl Kastamonu’sunda hayatın nasıl sürdüğüne dair değerli bilgiler taşıyor. Gıda ürünlerinden yakacağa kadar temel ihtiyaçların oldukça uygun fiyatlarla karşılanabilmesi, şehirdeki üretim bolluğunu ve güçlü ekonomik yapıyı yansıtıyor. İbn Battûta’nın notlarında Kastamonu, yalnızca ucuz bir şehir değil; sofraların paylaşıldığı, yolcuların ağırlandığı ve sosyal dayanışmanın günlük hayatın bir parçası olduğu önemli bir Anadolu merkezi olarak anlatılıyor.
Orta Çağ’ın en çok seyahat eden isimlerinden biriydi
24 Şubat 1304’te Fas’ın Tanca şehrinde dünyaya gelen İbn Battûta, Berberî kökenli bir Mağrip bilgini, kâşif ve seyyah olarak tarihe geçti. Malikî hukuk geleneği içinde yetişen Battûta, genç yaşta başladığı yolculuklarını yaklaşık otuz yıl boyunca sürdürdü.
Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya, Orta Doğu’dan Orta Asya’ya, Hindistan’dan Çin’e kadar oldukça geniş bir coğrafyayı dolaştı. Gezip gördüğü şehirleri yalnızca fiziki özellikleriyle değil; ticaret hayatı, yiyecek fiyatları, gelenekleri, yönetim biçimleri ve misafirperverlik anlayışıyla birlikte kaydetti.
Gözlemleri daha sonra Rıhletü İbn Battûta adıyla bilinen seyahatnamede bir araya getirildi. Katettiği mesafe ve ziyaret ettiği bölgelerin çeşitliliği nedeniyle İbn Battûta, modern öncesi dönemin en fazla seyahat eden isimlerinden biri kabul edildi. Bu uzun yolculuğun Anadolu’daki dikkat çekici duraklarından biri de Kastamonu oldu.

Kastamonu’daki fiyatlar seyyahı hayran bıraktı
İbn Battûta, Kastamonu’yu yaşamak için gerekli imkânların kolaylıkla bulunabildiği, büyük ve güzel bir şehir olarak tarif etti. Ancak onun anlatımında en fazla öne çıkan ayrıntı, yiyecek ve yakacak fiyatlarının ziyaret ettiği diğer şehirlere göre son derece düşük olmasıydı.
Seyyahın verdiği bilgilere göre iki dirheme alınan yağlı koyun eti ile yine iki dirhem karşılığında satın alınan ekmek, on kişilik bir topluluğa bir gün boyunca yetiyordu. İki dirhemlik bal veya bal ile hazırlanmış tatlılar da aynı kalabalığı doyuruyor, hatta tüketildikten sonra geriye kalıyordu.
Bir dirheme alınan ceviz ya da kestanenin on kişi tarafından yenmesine rağmen bitmediğini belirten İbn Battûta, şiddetli kış günlerinde bir yük odunun da yalnızca bir dirheme satıldığını aktardı. Uzun yolculukları boyunca birçok farklı ülke ve şehir gören seyyah, hiçbir yerde Kastamonu’daki kadar ucuzlukla karşılaşmadığını özellikle vurguladı.

Bu anlatım, dönemin Kastamonu’sunda tarımsal üretimin, hayvancılığın ve orman varlığının şehir yaşamını doğrudan desteklediğini düşündürüyor. Temel ihtiyaçların bol ve erişilebilir olması, Kastamonu’nun bölgesel bir üretim ve ticaret merkezi niteliği taşıdığına da işaret ediyor.
Şeyh el-Utruş’un zaviyesinde konakladı
İbn Battûta’nın Kastamonu günlerine ilişkin en ilginç ayrıntılardan biri, konakladığı zaviyede yaşandı. Seyyah, kulaklarının ağır işitmesi nedeniyle “el-Utruş”, yani “Sağır” lakabıyla tanınan bir şeyhin zaviyesinde misafir edildiğini anlattı.
Şeyhin öğrencilerinden biri, anlatılmak istenenleri parmağıyla havaya veya yere harfler çizerek aktarıyordu. Şeyh de bu işaretleri takip ediyor, kendisine iletilen uzun hikâyeleri dahi anlayarak karşılık veriyordu. İbn Battûta, dönemin şartları düşünüldüğünde oldukça dikkat çekici olan bu iletişim yöntemini hayranlıkla kayda geçirdi.
Anadolu yolculuğu sırasında birçok şehirde Ahîler tarafından ağırlanan seyyahın sözünü ettiği zaviyenin, Kastamonu’daki Ahîlik geleneğiyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. “El-Utruş” lakaplı şeyhe ait olduğu belirtilen yapının, günümüzde varlığını sürdüren Ahî Şorba Zâviye ve Türbesi ile ilişkili olabileceği düşünülüyor. Ancak bu bağlantının kesin bir tarihî tespitten çok güçlü bir ihtimal olarak ele alınması gerekiyor.

İkindi sonrasında herkese açık sofralar kuruluyordu
İbn Battûta’nın seyahatnamesi, Kastamonu’daki toplumsal hayatın yalnızca ekonomik yönünü değil, paylaşma kültürünü de gözler önüne seriyor. Onun aktardığına göre şehirde ikindi namazından sonra geniş katılımlı bir meclis kuruluyor, ardından sofralar hazırlanıyordu.
Bu sofralarda insanlar arasında ayrım yapılmadan ikramlarda bulunulması, misafirperverliğin şehirde yerleşmiş bir gelenek hâline geldiğini gösteriyor. Yolcuların, ihtiyaç sahiplerinin ve farklı çevrelerden gelen insanların aynı sofrada buluşması, Ahîlik anlayışının dayanışma, kardeşlik ve cömertlik ilkeleriyle örtüşüyordu.
İbn Battûta’nın yaklaşık 700 yıl önce kaleme aldığı Kastamonu notları, şehrin o dönemde de bereketi, uygun yaşam şartları ve güçlü sosyal bağlarıyla öne çıktığını gösteriyor. Ünlü seyyahın anlatımı, Kastamonu’nun tarih boyunca yalnızca önemli bir yerleşim merkezi değil, aynı zamanda paylaşmanın ve misafire değer vermenin güçlü biçimde yaşatıldığı bir şehir olduğunu ortaya koyuyor.





