Kastamonu’nun tarihî dokusunu koruyan Hepkebirler Mahallesi, küçük görünümüne rağmen geçmişi yüzyıllar öncesine ulaşan önemli bir yapıya ev sahipliği yapıyor. Günümüzde Alaca Mescit olarak bilinen tarihî cami, farklı dönemlerde kullanılan üç ayrı ismiyle şehrin değişen sosyal ve idari hayatından izler taşıyor.

Candaroğulları dönemine kadar uzanan geçmişi, vakıf sistemiyle kurduğu güçlü bağ ve yangından sonra yeniden ayağa kaldırılması, bu mütevazı mabedi sıradan bir ibadet mekânının ötesine taşıyor. Taş, tuğla ve ahşabın bir araya geldiği mimarisi ise Kastamonu’nun geleneksel yapı kültürünü günümüze yansıtıyor.

İlk kayıtlarda Frenkşah Mescidi olarak yer aldı

Alaca Mescit’in tarih içindeki ilk isimlerinden biri “Frenkşah Mescidi” oldu. II. Bayezid döneminde hazırlanan tahrir defterlerinde bu adla kaydedilen yapı, 1530 tarihli muhasebe kayıtlarına “Mescid-i Frenkşah Alacamescit” şeklinde geçti.

Bu isim, caminin Çobanoğulları döneminin tanınmış simalarından Frenkşah Cemaleddin Efendi’nin ailesiyle olan bağlantısını ortaya koyuyor. Tarihî değerlendirmelere göre yapı, Frenkşah Cemaleddin Efendi’nin soyundan gelen bir hayırsever tarafından inşa ettirildi.

Caminin çevresinde şekillenen vakıf düzeni, ibadet hizmetlerinin uzun yıllar kesintisiz sürmesini sağladı. Şer’iyye sicillerinde bulunan kayıtlarda imamlık ve cüzhanlık görevleri için yapılan ödemelerin Frenkşah Vakfı tarafından karşılandığı belirtiliyor. Bazı belgelerde ise camiye ait vakıf, “İbn-i Süle Vakfı” adıyla anılıyor.

Kastamonu'da Üç Farklı Isim, Asırlık Bir Hikaye Alaca Mescit (2)

Mahkemeye yakınlığı caminin ismini değiştirdi

Tarihî yapı, ilerleyen dönemlerde “Mahkeme Camii” adıyla da kayıtlara geçti. Bu adlandırmanın temelinde, caminin yakınında bulunan Kısmet-i Askeriye Mahkemesi yer alıyordu. Askerî sınıfa mensup kişilerin miras ve tereke işlemleriyle ilgilenen mahkeme, bölgenin idari hayatında önemli bir görev üstleniyordu.

Caminin bazı görevlilerine ödenen ücretlerin mahkeme gelirlerinden karşılanması, iki kurum arasındaki ilişkinin yalnızca konum yakınlığından ibaret olmadığını gösteriyor. Böylece Alaca Mescit, yüzyıllar önce Kastamonu’da ibadet, hukuk ve vakıf düzeninin bir arada yürüdüğü merkezlerden biri hâline geldi.

Yangının ardından yeniden hayat buldu

Alaca Mescit’in giriş kapısı üzerindeki kitabe, yapının yaşadığı büyük yangının izlerini günümüze aktarıyor. Yangın nedeniyle kullanılamaz hâle gelen cami, bir süre harap durumda kaldı. Yapı, 1747 yılında Nasrullah Kadı Şadırvanı’nın banisi Bediî Ahmed Efendi’nin katkılarıyla yeniden imar edilerek ibadete açıldı.

Kitabede bulunan “Olup ihrak bu cami nice dem kaldı harap, dedi bir kadı Bedîa’ya imâret eyle…” dizeleri, yangından sonra başlayan ihya sürecini anlatıyor. Kültür envanterindeki kimi kayıtlarda 1755 tarihi belirtilse de kitabede yer alan bilgiler, caminin 1747’de gerçekleştirilen onarımının yapının bugünkü kimliği açısından belirleyici olduğunu gösteriyor.

1759 tarihli belgelerde camiye minber eklendiği bilgisi bulunuyor. Bu düzenlemenin ardından yapı, mescit statüsünden cami hüviyetine kavuştu.

Kastamonu'da Üç Farklı Isim, Asırlık Bir Hikaye Alaca Mescit (1)

Kalın taş duvarları yüzyıllara direndi

Alaca Mescit’in moloz taş ve harçla örülen duvarları yaklaşık 110 santimetre kalınlığında. Ahşap döşemeye sahip 6,60’a 8,60 metre ölçülerindeki ibadet alanını, sekizgen kasnak üzerine yerleştirilen kiremit kaplı bir kubbe örtüyor. Son cemaat yerinde tonoz, kısa minarenin kaidesinde kesme taş ve gövdesinde tuğla kullanımı dikkat çekiyor.

Mihrabın üzerindeki Âl-i İmrân Suresi’nin 39. ayetini içeren levha, hattat Emrullah Demirkaya’nın imzasını taşıyor. Caminin tarihinde şair, hattat ve müderris Mehmed Râşid Efendi’nin adının da bulunması, yapının sanat ve kültür hayatıyla kurduğu bağı güçlendiriyor.

Kastamonu'da Üç Farklı Isim, Asırlık Bir Hikaye Alaca Mescit (3)

Vakıflar Genel Müdürlüğüne kayıtlı olan Alaca Mescit, bugün Hepkebirler Mahallesi’nin Mahkemealtı sokakta ibadete açık şekilde varlığını sürdürüyor. Frenkşah Mescidi, Mahkeme Camii ve Alaca Mescit… Üç farklı isim, Kastamonu’nun asırlara yayılan tek bir hikâyesinde birleşiyor.

Muhabir: Deniz Çam